Şuanda 57 konuk çevrimiçi
BugünBugün1735
DünDün2982
Bu haftaBu hafta4717
Bu ayBu ay57385
ToplamToplam7816793
Devşirmecilik ve yayılmacılık PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazar, 18 Ekim 2020 19:40


Facebook’ta tanımadığım bir arkadaş devşirmecilik üzerine araştırma yapıyormuş ve bunu son derece faydalı buldum.

Türk olarak bilinen çok sayıda kişi ve hatta Türk milliyetçisi köken olarak Türk değildir. Türkçülüğün Esasları’nın yazarı Ziya Gökalp Diyarbakır doğumlu bir Kürttür mesela… Başka da çok örnek vardır.

Türk milliyetçiliği Alman milliyetçiliğinden farklı olarak dışlayıcı değil içselleştiricidir. Asimilasyon bu milliyetçilikte büyük rol oynar. Her asimilasyonda zor vardır ama sadece zorla asimilasyonda başarı sağlayamazsınız, ikna ve imkan sunulması da gereklidir. Zor ve ikna asimilasyon sürecinde daima birlikte bulunmakla birlikte oranları dönemine göre değişir.

Kişi kendisini Türk olarak görüyorsa, Müslüman ise, Türkçe de biliyorsa; gerisi önemli değildir. Osmanlı’nın tanınmış vezirlerine bakın, hiç birisi Türk kökenli değildir ama önemli olan Osmanlı’ya büyük hizmette bulunmuş olmalarıdır.

www.enginerkineryazilar.wordpress.com adresine bakınız. Burada sitedeki yazılar arasından seçtiğim 700 kadar yazı yer alıyor. İki yazı önemlidir: Afrika’da kölecilik ve Spartaküs. Bunları ilk harfinden arayarak bulabilirsiniz. Yazıyı tıklayınca en alta inip yazıyı orada okuyabilirsiniz.

Türkeş’in Rum veya Ermeni kökenli olduğu yönündeki iddialar bu bağlamda değerlendirilebilir. Diyelim ki doğrudur ve bundan ne çıkar?

Ziya Gökalp de Kürttür ama Türk milliyetçilerinin temel kitaplarından birisini yazmıştır.

Türk milliyetçiliği kafatasçılığına karşı çıkar. 1960’lı yılların ortalarında liseyi bitirmek üzereyken CKMP’de bu yöndeki tartışmaları hatırlıyorum, sonuçta Türkeş ya da kafatasçı olmayanlar kazanacaktı.

Yukarıda referans verdiğim yazıları kısaca özetlersem (bu özet yazıların okunmasının yerini tutmaz); tek cümleyle şu söylenebilir: Batıdaki kölecilik sistemiyle Osmanlı, Arap ve Afrika toplumlarındaki sistem ayrıdır.

Batıda köle toplum dışı bir varlıktır, sadece ölesiye çalıştırılır.

Afrika’da bulunan, ardından Memluklara ve Araplara, oradan Selçuklu ve Osmanlı’ya geçen sistemde ise köle topluma entegre edilir. Devşirmecilik de budur. Devşirmecilikte sadece çocuklar toplanmaz, bunlar eğitilir ve yeteneklerine göre Yeniçeri veya saray kadrosu olurlar. Bunlar eğitim görmüş kölelerdir ve bu tür köleye sadece devlet sahip olabilir. Ev işinde ya da tarlada çalışan köleden farklıdırlar. Bunlar elit kölelerdir. Statüleri köledir ama komutan ya da vezir olabilirler. Sonuçta hepsi sultanın ya da padişahın kuludur yani kölesidir. Statülerinin köle olması çok sayıda özgür insanın hayatını belirleyecek kararları alabilmelerini engellemez.

Sultan veya padişah bu tür kölelerden korkar çünkü bunlar birlikte hareket edebilen, isyan edebilen kölelerdir. Sıradan kölelerden farklıdırlar.

Referans verdiğim yazılardan birisinde elit bir köle olarak Spartaküs’ü incelemiştim.

İslam doğduğundan beri yayılmak ve giderek dünyaya hakim olmak isteyen bir dindir. Bunu kendi gücüyle yapamazdı ve tek çare başkalarını kendine katmaktı. Afrika ülkelerindeki Batıdan farklı kölecilik sistemini benimsemesi bu nedenledir.

Zamanla konumlar değişir, artık kölecilik bulunmuyor ama başkasını kendine katmak bulunuyor. Yayılmacı her ülke bunu düşünmek ve yapmak zorundadır.

Dünyada bunu en iyi yapan ülke ABD’dir. Kim nereden gelmiş, belli değil ve önemli de değil. Her çeşit halktan insan var ama sonuçta kendilerini Amerikalı görüyorlar, önemli olan da budur.

AKP’nin çok sayıda –özellikle Suriyeliler- insana vatandaşlık dağıtmasını bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Kendini Türk görüyor, Müslüman (sünni) ve Türkçe biliyorsa, kökeni önemli değildir.

ABD ordusu demek ordu ve özel savaş şirketlerinin toplamı demektir.

Fransız ordusu demek ordu ve lejyonerler demektir.

TC ordusu da ordu ile cihatçılardır.

Yeni bir şey bulmuyorlar, yaygın bir uygulamayı burada hayata geçiriyorlar.

Mantık devşirme ya da elit köle sistemindeki gibidir. Statüler değişmiştir ama burada da belirleyici olan kendi gücünün yayılmacılık için yetmeyeceğini görmek ve başkalarını değişik yollardan kendine katmaya yönelmektir.

Osmanlı İmparatorluğu büyük oranda devşirme sistemi üzerine oturuyordu. Hem askeri olarak hem yüksek idari kademeler olarak…

Buradan hareketle Osmanlı’yı o devşirmelerin kökeniyle (Sırp, , Bulgar, Arnavut vd.) görürseniz, bu tarihten bir şey anlamamışsınız demektir.

Oranları dönemine göre değişmekle birlikte zora ve iknaya dayalı asimilasyon temel önemdedir.

Batıda köleyi asimile etmek sorunu yoktur, o toplumdan apayrı bir statüye sahiptir ve hayatı boyunca da böyle kalacaktır.

Devşirme sistemi ya da öncesindeki Afrika köleciliği bunun tersidir.

Yeniden anılan iki yazıyı okumanızı öneririm.

Afrika köleciliğini üçüncü üniversite eğitimimde yan bölüm etnolojinin derslerinden birisi olarak almıştım. Rastlantı oldu, bilinçli seçmemiştim ama çok şey öğrendim diyebilirim.

 

Öncesinde kölecilik denildi mi ben de sadece Batı örneklerini bilirdim.