Şuanda 18 konuk çevrimiçi
Yazarken ve yazarken... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazar, 08 Kasım 2020 23:33


 

 

Bende böyledir; zaman olur, yazmadan duramam, hem de birkaç konuda birden… Bazen da zaman olur kesinlikle bir şey yazamam. Kendimi zorlasam da yazamam. Kendini zorlayarak yazmaya çalışmak ne büyük sıkıntıdır, anlatamam!

Bir haftadır yazmadan duramıyorum ve anladığım kadarıyla önümüzdeki hafta da sürecek…

Bulgaristan ile ilgili kitabın dörtte birini bitirdim. Bir ara yarısı bitti sanıp endişelenmiştim çünkü daha anlatılması gereken o kadar çok konu var ki! Yanlış hesaplamışım, dörtte biri bitmiş. 9 Kasım 1989’da Politikbüronun Jivkov’un çekilmesini istemesine geldim ve durdum. Parti kısa süre sonra adını Bulgaristan Sosyalist Partisi olarak değiştiriyor. Kitap çözülme sonrası gelişmelerle ve önceki dönemin komünistlerinin kapitalizmin ön planda insanları olmalarının anlatılmasıyla sürecek… Konuyu biliyorum, bundan sonrası 2005’te Almanca olarak yazdığım politik bilim bölümünü bitirme tezidir ama detayların ayıklanması gerekiyor.

Bulgaristan bitince Romanya anlatılacak ve son olarak da genel sonuçlar…

Ne kadar hızlı yazıyorsun belirlemesi yaparsanız, bu işten hiç anlamıyorsunuz derim. Bir kitabı yazma zamanı yazı süresiyle ölçülmez. Okuyup öğreniyorsunuz, başkalarıyla veya kendinizle tartışıyorsunuz, eksik bulduğunuz yerlerde yeniden okuyorsunuz ve bu konuda yeterliliğe ulaştığınızı hissettikten sonra yazmaya başlıyorsunuz. Bunların hepsi yazma zamanına dahildir.

Sosyalizmden kapitalizme geçiş en az 15 yıldır uğraştığım bir konudur. Kitabı üç ayda yazabilirim ama gerçek süre en az 15 yıldır. Konuyu bilince yazmak benim için sorun değildir. Bilgiyi hızlı olarak yazıya dökebilirim.

40 Yıl Sonra TDAS’ı (yaklaşık 1975’te yazdığım TDAS ebadındadır) dört ayda yazmıştım. 1975’teki bir yıl sürmüştü ama iki örnekte de konulara hakimdim, aradaki eksikleri de yazarken okuyarak tamamlayabiliyordum. Alanında en iyi kitap sayılan Mülteciler Göçmenler keza aynı sayılır. Geleceğe Dönüş için tam süre veremeyeceğim ama 4-6 aydır. Konular hakkında önceden geniş bilgi sahibi olmanız önemlidir; buna sahipseniz, var olan eksikleri tamamlamak ve yazmak fazla zaman almaz.

Şu önemlidir: gelişmiş bir genel kültür düzeyine sahip olmadan hiçbir konuya hakim olamazsınız. Bu düzeye bir kere ulaştıktan sonra da işi bırakamazsınız. Gelişmeleri sürekli izlemeniz gerekir yoksa geride kalırsınız. Yine de belirleyici aşama geride kalmıştır, öğrendiğiniz her yeni bilgi kafanızdaki genel bilgi içinde bir yere oturur, varolanla bağlanır. Bu bağlantıyı kuramadığınızda kafa bilgi çöplüğü olacaktır. Bilgi çoktur ama birbiriyle bağı yoktur. Bu durum bilgi dolu ama sistematik anlatımı bulunmayan, oradan oraya sıçrayan yazı yazıldığında kendini gösterir. Bu tür yazı ya da konuşma kişinin sahip olduğu bilgiyi yeterince değerlendiremediğini gösterir. Bilgi tek öbekler halindedir, aralarında bağlantı zayıftır hatta yoktur.

Bu nedenle çok kitap okumak yetmez, edinilen bilgiyi birbirine bağlayabilmek gerekir.

Başka konuya, edebiyata geçelim…

1980’li yılların ortalarında Almanya’da TSİP’ten bir arkadaş bana edebiyat üretemeyeceğimi söylemiş, nedenini de “politik insanlar edebiyatı yapamaz” demişti.

O sırada ilk öykü kitabım Bir İşçinin Dönüşü çıkmış, Fakir Baykurt da kitapla ilgili olarak Yazın’da yayınlanan bir yazı yazmıştı. Genelde kitabı beğenmiş ve “hiç de ilk kitaba benzemiyor” demişti. Şunu da eklemişti: “Korkum Erkiner’de politikanın ağır basıp edebiyatı bırakmasıdır”.

İyi bir edebiyat okuruydum, yoğun politik faaliyetim bunu engellemiyordu. Ardından bir öykü kitabı ve iki de roman yazdım. 1997’de edebiyat sona erdi diyebilirim. Üniversiteye başlamıştım ve hepsi birden yürümüyordu.

Bana yapılan tavsiye şuydu: “Kendini bölme. Sosyal bilimlerde iyisin, orada yoğunlaş.” Bu tavsiyeye uydum ama sürekli belirttiğim gibi edebiyattan tümüyle kopamadım, çok geriledi ama bir gün dönerim umudunu hep korudum.

İkinci öykü kitabının adı Taşınamayan Özgürlük idi ve bu ikisinden seçtiğim öyküler daha sonra Türkiye’de kitap olarak ikincisinin adıyla yayınlanacaktı.

1980’li yılların ortasındaki ifademe alışabilmek için kitabı taramadım, yazarak bilgisayara geçiriyorum.

Birkaç nokta hoşuma gitti.

Birincisi; 18 öyküden sadece 4 tanesi politik. Bu demektir ki politik insanların edebiyatta zor kurtuldukları sürekli politik konular anlatmaktan daha o zaman çıkmışım. Kalan 14 öyküde neredeyse hiç politika yok, bazılarında arka planda bile bulunmuyor.

İkincisi; 16 öyküden beşinin kahramanı kadın ve bunlardan dördü politik insanlar değiller.

Bu iyi bir şey ama bunu nasıl becerdiğim üzerinde düşünmem gerekir. Aynısını şimdi yapmam zor görünüyor.

Uzun zaman ara verince edebiyat üretmek zor geliyor.

 

Ne yapalım, alışacağım artık…

Son Güncelleme: Pazartesi, 09 Kasım 2020 00:10