Şuanda 37 konuk çevrimiçi
BugünBugün927
DünDün1814
Bu haftaBu hafta11702
Bu ayBu ay8412
ToplamToplam7932190
Korona aşısı, bilimsel kariyer ve ötesi PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Çarşamba, 11 Kasım 2020 22:19


 

 

Önce “aşıyı bulan Türk” Uğur Şahin’in kısa biyografisini vereyim:

19 Eylül 1965 İskenderun doğumlu. Babası göçmen işçi ve Köln’deki Ford fabrikasında çalışıyor. Uğur dört yaşında iken annesiyle birlikte babasının yanına Köln’e geliyor (aile birleşmesi çerçevesinde olsa gerek).

Sonuç 1: Almanya’ya gelmenin 12 Eylül sonrasındaki sürgünlükle herhangi bir ilgisi bulunmuyor. Bu söylemi kim uydurdu, bilmiyorum.

Liseyi Köln’de bitiriyor ve Köln Üniversitesi’nde tıp okuyor.

Sonuç 2: Uğur Şahin’in Türk eğitim sistemiyle ilgisi yoktur. İlkokulu bile Almanya’da okuyor.

1992’de aynı üniversitede doktorasını yapıyor.

1999’da Hombur’daki Saarland üniversite kliniğinde doçentlik tezini veriyor.

2000-2001 yıllarında Zürih’teki üniversite hastanesinde çalışıyor. 2001’den beri Mainz’daki üniversite kliniğinde çalışıyor.

Eşi Özlem Türeci’yi (Almanya doğumludur) Homburg’da üniversitede son sınıfı okurken tanıyor. Çift 2002’de evleniyor. Kendi ifadelerine göre laboratuardan çıkıp, belediyeye gidip evleniyorlar, sonra laboratuara dönüyorlar.

Türeci de Mainz’da kurulan ve 80 kişinin çalıştığı BioNTech’in diğer kurucusudur ve başkanlık konseyinde başkandır.

İkisinin de Alman vatandaşı olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Şahin 2008’de kurduğu BionTech’in yüzde 18 hissesine sahiptir.  Eşiyle birlikte Covid-19’un neden olduğu akciğer hastalığına karşı aşı üretmek için çalışmaktadır.

Trump bulunacak aşının önce ABD’ye verilmesini istemiş ama talebi kabul edilmemiştir. Şahin aşının bulunmasının uluslar arası işbirliğini içerdiğini ve ne Çin, ne ABD, ne de Almanya için özel olarak üretilmediğini açıkladı.

Uğur Şahin’in alanında ABD ve Almanya’dan aldığı ödüller bulunuyor. Son olarak 2019’da Almanya Kanser Ödülü’nü kazanmış.

Türkiye’den tek ödül yok, zaten aşı çalışmasıyla gündeme gelmeseydi kimse de ilgilenmezdi.

Almanya gazeteleri çiftin ve laboratuarlarının yaptığı çalışmayla ilgili olarak aylardan beri yayın yapmaktadır.

Sonuç 3: Bu çift Alman bilim insanlarıdır. Uğur Şahin deutscher Mediziner olarak biliniyor. Kişinin adının Türkçe olması, Türkiye’de doğması, 50 yıl Almanya’da yaşayıp bilimsel kariyer yaptıktan sonra da hala Türk olduğu anlamına gelmiyor.

Bilimsel kariyere bakın, Türkiye’nin küçük bir payı bile yoktur.

Geçtiğimiz günlerde Almanya’da Ethikrat (Etik Kurulu) toplandı ve ilk anda herkese yetecek kadar üretilemeyecek aşının önce kimler için kullanılacağına karar verdi. Öncelik yaşlılarla, önceden hastalık geçirmiş olanlarda, sağlık personelinde, polis gibi kamu hizmetlerinde çalışanlarda ve kreş çalışanlarında olacak…

Sonra diğerleri gelecek…

Henüz tam belli değil ama aşı masrafını devlet üstlenecek ve aşı olmak zorunlu olmayacak.

Bu iyi çünkü aşı olmaktan nefret ettiğim için olmayı düşünmüyorum.

Uğur Şahin’in dini inancını bilmiyorum. Denildiğine göre ailesi Aleviymiş. Kendisi bu inancı paylaşıyor mu, bilmiyorum, önemli de bulmuyorum.

50 yıldan fazla zamandır ateist olan bir insan olarak Alevilere naçizane tavsiyem, Sünnilerle mücadelelerinde farklı yollar bulmalarıdır. Sünniler inanç konusunda Alevilerle karşılaştırılamayacak kadar fazla bilgi sahibidirler. Bir dönem –ücret karşılığında- bir Alevi dergisinin dizgi ve mizampajını (Ehlibeyt dergisi) yaptığım için biliyorum; büyük oranda aynı şeyler tekrarlanıyordu. 1990’lı yıllarda Alevilikle ilgili yayın dünyası büyük genişleme gösterdiğinde çıkan neredeyse her kitabı okurdum, sonra vazgeçtim.

Vazgeçme nedenim de II. Mahmut’un Osmanlı’da reformların önünü açan Yeniçeri kıyımının (Vakayı Hayriye olarak bilinir), Vakayı Şerriye olarak nitelendirilmesiydi.

II. Mahmut Meşrutiyet’in ve Atatürk’ün öncelidir. II. Mahmut’u lanetleyip de Atatürk’ü sevmek de olabiliyormuş demek! Bunu yapanların söz konusu iki kişiden de pek bir şey anladığını sanmıyorum.

2010’lu yılların başlarında Avrupa Barış Meclisi sekretaryasında bulunuyordum. Köln’de Avrupa Aleviler Birliği Genel Kurulu’nda ABM adına kısa bir konuşma yapacaktım. Ne söyleyeyim, diye düşündüm. Alevilik barış inancı ise, Yeniçerilere neden sahip çıkıyorsunuz, denmez. Alevi terminolojisini kullanarak kısa bir konuşma yaptım: 72,5 milleti bir görmek, insanı kamil gibi… Fena olmadı, ilgi de toplamıştı.

Sonuçta geçmişi araştırmak ve o terminolojiyi kullanmak iyidir de bundan fazla bir şey çıkmaz. Bugün ve gelecek önemlidir ya da o terminoloji geliştirilmek zorundadır. Sünnilerin dini konularda üniversiteleri bulunuyor ve böyle bir kurumlaşma olmadan olmaz.

“Alevinin kestiği yenmez ise bulduğu aşı kullanılır mı” türünden söylem fazlasıyla basittir. Bundan çok daha fazlası gereklidir.

 

Sonuçta dışarıdan bir insanım. Sünnilik kadar Alevilik de beni ilgilendirmiyor. Bu durum onları öğrenmemi engellemez, sonuçta bu topraklardaki anlayışlardır ve bir sosyalistin çok ayrıntılı olmasa da bunları bilmesi gerekir.

Son Güncelleme: Çarşamba, 11 Kasım 2020 22:33