Şuanda 30 konuk çevrimiçi
BugünBugün873
DünDün1814
Bu haftaBu hafta11648
Bu ayBu ay8358
ToplamToplam7932136
Friedrich Engels PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Salı, 17 Kasım 2020 18:49


28 Kasım 2020 Engels’in 200. doğum günü oluyor. O gün geldiğinde internette 200. doğum yıldönümünü kutlayanlar çok olacak, biliyorum ve yine biliyorum ki bunlardan önemli bir bölümü Engels’in hiçbir kitabını okumamış olacak. Şu veya bu kitabını ya da az ihtimal ama kitaplarının tamamını okumuş olanlar ise Engels’in öldüğü yıl olan 1895’ten bu yana nelerin değişmiş olduğunu merak etmeyecekler.

Burada sözünü ettiğim kitaplar Marx ile birlikte değil ayrı yazdıklarıdır: Anti Dühring, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Doğanın Diyalektiği ile Ailenin Devletin ve Özel Mülkiyetin Kökeni’dir. Ayrıca çok sayıda makalesi de bulunuyor.

Engels’in hayatını anlatmayacağım, biliyorsunuzdur. Engels’in iki kitabının, Doğanın Diyalektiği ile Ailenin Devletin ve Özel Mülkiyetin Kökeni’nin geçerliliğini büyük oranda kaybettiğini daha önce yazdığım yazılarda açıklamıştım. Çok sayıda kişi tarafından neredeyse “kutsal kitap” gibi okunan Ailenin Devletin ve Özel Mülkiyet Kökeni’nin geçerliliğini kaybetmesi normaldir çünkü Engels’in de kitapta belirttiği gibi bu konudaki görüşlerini Etnograf Morgan’dan almıştır. 19. yüzyılda sosyal bilimleri doğa bilimleri kapsamında olmasa bile onlara benzer olarak düşünmek anlayışı hakimdi. Marx-Engels’te de bu anlayışı görmek mümkündür. Bu anlayışın önde gelen özelliği kolay genelleme yapmaktır.

Mesela deniz seviyesindeki atmosfer basıncında saf su 100 derecede kaynar. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Doğa bilimlerindeki bu geçerlilik anlayışı toplum bilimlerine de sıçramış ve tek örnekten genelleme yapılmıştır.

Morgan’ın ilkel toplumlarda yaptığı araştırmalardan hareketle Engels tüm insanlığın geçmişiyle ilgili sonuçlar çıkarır. Morgan’dan sonra başka etnografların başka ilkel toplumlarda yaptıkları araştırmalardan ise farklı sonuçlar çıkmıştır. Morgan’ın ulaştığı sonuç, sonuçlardan birisidir ve genelleştirilemez.

Mesela artı ürünün ortaya çıkmasıyla toplumun sınıflara ayrışması ve devletin oluşması bazı toplumlarda farklıdır. Artı ürün ortaya çıkmasına rağmen sınıflara ayrışma olmamaktadır.

Öteki kitaba, Doğanın Diyalektiği’ne geçelim…

Bu kitap Engels’in ölümünden sonra basılır. Kitabı bulan Bernstein, Einstein’a göndererek fikrini sorar. Einstein da yazar tarihsel bir kişilik olduğu için kitabın basılması gerektiğini ama kitapta fiziğin tarihi ve güncel sorunları hakkında önemli bir şey bulunmadığını belirtir.

Burada görece yeni öğrendiğim bir eleştiriyi belirtmem gerekiyor. Lukacs, diyalektiğin doğaya uygulanamayacağı görüşündedir. Nedenini ve bu nedeni irdeleyen başka metinleri okuduğunuzda hak veriyorsunuz. Şöyle ki: Engels döneminde sanayi kapitalizmi gelişiyordu. Sanayi kapitalizmi insanın doğada neden olduğu değişimi olağanüstü hızlandırır. Başka bir deyişle doğa artan oranda insanın müdahalesiyle karşılaşır. 20. yüzyılda bu müdahale oldukça ileri boyutlara ulaşmıştır.

Doğanın Diyalektiği ise doğadaki süreçler arasındaki ilişkiyi, değişimi konu alır. İnsan müdahalesi bu incelemenin dışında kalır. Halbuki doğa gittikçe artan oranda insanın yarattığı doğadır. İnsan doğadaki süreçlere müdahale ederek değiştirmektedir.

Şöyle bir örnek vereyim.

Dinazorların kısa sürede ve kitlesel olarak ortadan kalkması yeryüzüne büyük bir göktaşının çarpması sonucu oluşan yoğun toz bulutuna bağlanıyor. Atmosferdeki oksijenin azalması zamanın canlı hayatını olumsuz etkilemiştir.

Şimdi benzer bir şey olamaz. Evren sürekli gözleniyor ve büyük bir göktaşı dünyaya yaklaşıyorsa, daha uzaktayken birkaç füze gönderilerek imha edilir.

Önemli bir doğa olayı insanın müdahalesiyle değiştirilmiştir.

Büyük depremler insanlık tarihi boyunca gerçekleşmiştir. İnsanlar depremi bırakın önlemeyi, ne zaman olacağını da kesin olarak tahmin edemiyorlar. Yine de depremle birlikte yaşamayı bulabildiler. Japonya’da 9 büyüklüğündeki depremde bile çok az bina yıkılıyor, can kaybı neredeyse olmuyor.

Belma’ya Mektuplar’ı okuyanlar bilirler; 1978’de fizikteki yeni gelişmeleri diyalektiğe yansıtma peşindeydim. Doğanın Diyalektiği 20. yüzyıl başında fizikteki iki büyük devrimden önce yazılmıştır (görelilik kuramı ve parçacık mekaniği) ve dönemin Marksistleri bu devrimleri kabullenmekte zorlanmışlardı. Aradan yıllar geçti, Marksistlerin önemli bölümünün ne kadar anti bilimsel olduğunun başka örneklerini de öğrendim. Mesela evrenin oluşumundaki büyük patlama kuramını reddediyorlardı. O kadar kanıt var, yine de kabul etmiyorlardı. Nedeni de, Engels’in Doğanın Diyalektiği’nde evrenin daima var olduğu konusundaki görüşüydü.

Fizikçi Robert Havemann Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde yayınlanamayan Dogmasız Diyalektik (Dialektik ohne Dogma) adlı kitabını Batı Almanya’da yayınlatabilir. Bu kitapta sosyalist ülkeler fizikçilerinin diyalektik materyalizmi neden ciddiye almadıkları sorununa cevap arar. Nedeni, felsefecilerin –fizikten anlamadıkları halde- fizikteki yasalar ve genel olarak doğanın işleyişi konusunda yazdıklarıdır. Bilmedikleri konuda yazdıkları için saçmalamaktadırlar ve ciddiye alınmazlar. Havemann fizikte yasaların gözlemler ve deneylerin sonucu ortaya çıktığını, bunların ilerde değişebileceğini –veya değişmeyeceğini- ama farklı teoriler bulunmadıkça kabul edilmeleri gerektiğini belirtir.

Sonraki yıllarda fizikteki gelişmeleri diyalektiğe yansıtmakla uğraşmanın boş bir çaba olacağına karar verdim. Almanya Komünist Partisi’nin önde gelen kişilerinden Robert Steigerwald’ın konuyla ilgili kitabını okuduktan sonra yapmak istediğimin boş çaba olduğuna iyice emin oldum. Steigerwald büyük emek ve zaman harcayarak benim yıllar önce yapmak istediğimi yapmıştı. Atom fiziğinde her şey değişim halindedir, nicelik niteliğe dönüşür, zıtların birliği vardır, sıçramalı gelişim görülebilir ama bütün bunları gördüğünüzde hangi sonuca ulaşıyorsunuz?

Fizikte diyalektik yasaları dikkate alınarak yapılmış tek buluş yoktur.

Modern fiziğin 20. yüzyıl başındaki doğuş yıllarıyla ilgili olarak bunu gerçekleştiren ve çoğu Alman olan insanların yazdıklarını önemli oranda okudum. Işığın ikili özelliğinin (dalga ve parçacık) diyalektikle açıklanması yok, böyle bir açıklama şart da değil. Üstelik ışığın hangi özelliği göstereceği onun nasıl gözlendiğine bağlıdır. Ya da yaptığınız deneyin türüyle ışığın hangi özelliği göstermesi gerektiğini önceden saptayabilirsiniz.

Neyse, fizikteki bütün konuları diyalektikle açıklamak şart değil zaten…

Bu durumda zamanı daha verimli konularda harcamak herhalde yerinde olacaktır.

Her durumda Doğanın Diyalektiği ile ilgili en önemli saptama, doğayı insan müdahalesinin dışında incelemiş olmasıdır.

İngiltere’nin Manchester kentinde Engels’in büyük bir heykeli bulunuyor. Engels bu kentte uzun zaman yaşamış ve babasının fabrikasını çalıştırmış. Bununla ilgili bir yazıda Engels ile ilgili önemli bir saptama yapılıyor: birbirine zıt iki hayatı birlikte yaşayabilen bir kişilik…

Engels fabrikatör ve zengin bir kişi, bu zenginliği de doğal olarak artı değer sömürüsünden elde ediyor. Marx ve ailesinin geçimini Engels sağlıyor ve böylece de Marx başka yapıtlarının yanı sıra Kapital’i yazmak için imkan bulabiliyor.

Engels bu iki birbirinden çok farklı hayatın bir arada yürütülebileceği görüşündedir ve yıllarca da böyle yapıyor. Bir yandan bilimsel sosyalizmin kurucularından, işçi sınıfının kurtuluşu için mücadele eden döneminin önemli isimlerinden, diğer yandan da fabrikatör…

Sarayda yaşayan saraydaki gibi, kulübede yaşayan kulübedeki gibi düşünür görüşü herkes için geçerli olmuyor.

Engels’ten sonra sayıca az başka kızıl milyonerler de görüldü. Bunlar dönemlerindeki sosyalist harekete de önemli katkılar yapmışlardı.

Engels’in insan olarak önemli özelliği, zıtları birbiriyle bağdaştırarak yaşayabilen kişi olmasıdır denilebilir.