Şuanda 42 konuk çevrimiçi
BugünBugün938
DünDün1814
Bu haftaBu hafta11713
Bu ayBu ay8423
ToplamToplam7932201
Alt emperyalizm ve Avrupa Birliği üyeliği PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazar, 22 Kasım 2020 11:41


Türkiye geleceğini Avrupa’da görüyormuş ve gerekli reformları yapmayı da sürdürecekmiş…

Konuyla ilgili açıklama böyledir. Bunun yakında yapılacak Avrupa Birliği Zirvesi’ne mesaj olduğu söylenebilir. Bu toplantıda Türkiye konusu da görüşülecektir ve bunu özellikle Yunanistan ile Fransa istemektedir.

Türkiye’nin sürekli tekrarladığı “AB üyeliği hedefi” neden gereklidir, diye sorulabilir.

AB içinde en önemli ticaret ve yatırım ortağı Almanya’dır ve üye olmasa da bu durum sürecektir. Türkiye bu ülkenin silah ihracatının üçte birini almaktadır ve rakam artma yönündedir.

Suriye, Irak ve Afganistan’dan gelen mültecilerin tutulması konusunda AB üyesi olsa da olmasa da şimdiki işlevini yerine getirecek ve bunun için ekonomik destek alacaktır. Tıpkı Kuzey Afrika’dan gelen göçü tutan İtalya gibi…

Türkiye özellikle serbest dolaşım hakkı için mi AB üyesi olmak istiyor?

Üyelikle serbest dolaşım aynı şey değildir, serbest dolaşım ertelenebilir. Ek olarak Bulgaristan ve Romanya örneklerinde görüldüğü gibi serbest dolaşım kağıt üzerinde vardır ama pratikte çeşitli kısıtlamalar da hayata geçirilmiştir. Mesela bu ülkelerden gelip de diyelim Almanya’da sosyal yardım almanız çok zordur.

AB üyeliği Türkiye’nin yayılmacılığında önemli bir aşama olacaktır ve sürekli tekrarlanan üyelik talebini Türkiye alt emperyalizminin çerçevesinde değerlendirmek gerekir.

Yayılmacılığı 19. yüzyıl ya da 20. yüzyılın ilk yarısındaki gibi toprak ilhakı çerçevesinde görmemek gerekir. Türkiye Azerbaycan’dan toprak almadı ama bu ülkedeki etkisi belirgin olarak arttı. Keza Irak ve Suriye harita üzerindeki sınırlarını koruyorlar ama bu ülkelerin bir bölümü fiilen Türkiye’nin işgali altındadır. Türkiye’nin bu ülkelerdeki etkinliği işgal ettiği ya da üslerinin bulunduğu alanlardan geniştir.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de takıştığı iki ülke, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, ardından Fransa AB üyesidir. Türkiye’nin bu alanda egemenliğini daha rahat genişletmesi AB üyesi olmasına doğrudan bağlıdır.

İkinci olarak, Türkiye AB üyesi olarak Almanya ve Fransa ile sınırlı kalan güdük AB ordusuna katılmak istemektedir. Türkiye’nin askeri gücü bu orduya katılmak için fazlasıyla yeterlidir, ek olarak bu katılımla yeni modernleşme imkanlarına da ulaşılacaktır. AB ordusu kapsamında asker ve subayların dünyanın çeşitli ülkelerine gitmesi –özellikle Afrika ülkeleri- ardından ordunun kendi işine bakması pekala gerçekleşebilir.

Üçüncüsü; Türkiye’nin yayılmacılığını 19. yüzyıl anlayışıyla topraklarının genişletilmesi çerçevesinde görmek yanlıştır. Türkiye 30 yıldan beri Kafkasya ve Orta Asya’daki kültürel etkinliğini genişletmek için büyük çaba harcıyor. Türk Dil Kurultayları düzenleniyor, Türk Dili sözlükleri yayınlanıyor, sağcı edebiyat dergileri Özbekistan Edebiyatı Özel Sayısı çıkarıyor ve başka örnekler de sayılabilir.

Bu çabalar bekledikleri sonuca ulaşmadı ama etkisiz oldukları da söylenemez. 30 yıl önce Türkiye bu geniş alanda yoktu, şimdi bir oranda vardır. Burada varlık konusuna sadece ekonomik boyutuyla bakmamak gerekir. Türkiye inşaat şirketleri Rusya dahil bu geniş coğrafyada yoğun faaliyet içindedir ancak yoğun ekonomik faaliyet mutlaka kültürel etkinliğini doğurmaz, bunun için ayrı çaba gereklidir.

Bazı alanlarda Türkiye’nin kültürel etkinliği ekonomik faaliyetinden fazladır. Örnek olarak Balkanlar verilebilir. Burada Müslüman ve Türk kökenli halklar da yaşamaktadır ama sadece bu özellik kültürel etkinlik için yetmez. Yunus Emre Enstitüsü bu alanda faaldir.

Başka önemli bir örnek Türkiye’nin Hollywood’dan sonra ikinci televizyon filmleri ihracatçısı olmasıdır. Pazar alanı değişmekle birlikte –daha önce Arap ülkeleriydi, şimdi Balkanlar, İspanya ve Latin Amerika ülkeleri oldu- yoğun film ihracatı sürmektedir. Venezüella, Peru ve Şili’de Türkiye yapımı TV dizileri Uyanış Ertuğrul ya da Fatmagül’ün Suçu Ne? gibi izlenme rekorları kırıyor.

Hollywood’un film ihracatıyla ilgili olarak “ABD değerlerinin ve hayat tarzının ihracı, kültür emperyalizmi” denirdi. Türkiye film ihracatında ikinci sıraya yükseldi, peki Türkiye ne yapıyor? Sadece para mı kazanıyor?

Venezüella Devlet Başkanı Maduro Türkiye’ye geldiğinde Uyanış Ertuğrul’un çekildiği yeri görmek istemiş. Bu ülke hazinesindeki altın Türkiye tarafından eritilip kalıplanıyor ve satışa uygun duruma getiriliyor. Türkiye neresi Venezüella neresi derseniz, ABD’nin kızmasına rağmen artan ticaret ilişkisinde filmler aracılığıyla ihraç edilen kültürün de herhalde rolü vardır.

Önemli bir başka konu Türkiye’nin AB ülkelerinde yaşayan Türkiyeliler arasındaki örgütlenmesiyle ilgilidir. Bu alanda yaklaşık 5 milyon kişi yaşıyor. Bunlardan bir bölümü sadece TC, bir bölümü bulunduğu ülkenin vatandaşıdır, kalanı ise çifte vatandaştır. Türkiye, Birlik’i içerden zorlayabilecek kitle tabanına sahiptir. Bu örgütlenmeyi alanda faaliyet gösteren MİT mensupları ve konsolosluklarla sınırlı görmek yanlış olur. Türkiye’nin doğrudan kendisine bağlı ama görünürde “bağımsız” sivil toplum örgütleri bulunuyor. Camiler bunun önemli bir bölümüdür, çok sayıda başka kuruluş da vardır.

AB’nin Ülkü Ocaklarını yasaklamaya yönelmesi bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bu örgüt de Ankara’nın AB içinde örgütlenmesinin önemli bileşenlerinden birisidir; olmazsa olmaz değildir ama önemlidir. Bu kuruluş Azerbaycan-Ermenistan savaşında AB ülkelerinde –mesela Fransa’da- yaşayan Ermenilere saldırmıştır. Kürt kurumlarına ve gösterilerine zaten saldırmaktadırlar.

Avusturya ve Fransa Ülkü Ocaklarını yasakladı; Almanya, Hollanda ve Belçika’nın bunu izlemesi bekleniyor.

Bu örgütlenme yıllardan beri var ve Diyanet’in uzantıları gibi Ankara’ya bağlı olarak hareket ettiği biliniyor. AB ülkeleri için Türkiye’nin bu alandaki örgütlenmesi rahatsız edici boyutlara ulaşmış durumdadır. Ülkü Ocakları’nın yasaklanmasıyla Türkiye’nin AB içindeki örgütlenmesi ortadan kalkmayacak ama fren yaptırılacak; hesaplanan budur.

Türkiye’nin AB üyeliği alt emperyalizminin yeni boyut kazanması için önemlidir. Olamayacaklarını, hele de günümüz koşullarında bunun mümkün olmadığını kendileri de biliyor. Hedeflenen üyelik doğrultusunda ne zaman sonuca ulaşacağı belli olmasa da somut adım atılması ve bu bağlamda olanakların genişlemesidir.