Şuanda 38 konuk çevrimiçi
Komünistler ve tek halk PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazar, 06 Aralık 2020 20:18


1977-1978’de gerçekleşen Vietnam-Kamboçya savaşı (bu bağlamda Çin-Vietnam savaşı da gerçekleşti) sosyalistlerin büyük iddialarından birisinin çökmesi anlamına geliyordu: sosyalizm dünya barışının teminatıdır, sömürü bitince savaşlar da bitecektir.

Burada anlatılmak istenilen –dönemin özelliğine uygun olarak- devletler arasındaki savaştı. O yıllarda devlet olmayan ve bir devlete de bağlı olmayan politik aktörlerle devletler arasında savaş henüz yoktu. Örnek olarak İslam Devleti’nin yürüttüğü savaş veya PKK ile TC arasındaki savaş verilebilir. Başka örnekler de vardır.

Vietnam-Kamboçya savaşı ise komünist partilerinin iktidarda olduğu iki devlet arasındaki savaştı. Zamanında biraz dikkat çekti, ardından unutuldu denilebilir.

Bilinen, Kamboçya’daki Pol Pot yönetiminin yaptığı kitlesel katliamlara Vietnam’ın müdahale etmesi, Çin de Kamboçya’yı desteklediği için savaşa karışmasıydı. Şu sıra Cambridge Üniversitesi tarafından yayınlanan Dünya Komünizm Tarihi’nin üçüncü cildini okuyorum. Kitap çok sayıda referans verilerek ve tarafsız denilebilecek bakış açısıyla yazılmış, en azından okuduğum bölümler böyle. Bu ciltten başlamamın nedeni 1990’lı yılların anlatımını da içermesiydi. İkinci cildi sonra okuyacağım.

Kitapta Kamboçya için bir bölüm ayrılmış ve bu sayede bu ülkede komünist hareketin nasıl geliştiğini öğrenmek fırsatı buldum. Referans verilen kaynakların tamamına yakını Fransızcadır.

Vietnam ile Kamboçya arasındaki sorunlar komünistler arasında başlıyor. İki ülkede de komünist hareket arasında benzerlikler bulunuyor. Bunlardan bir tanesi önderlerin Fransa’da eğitim görmüş olmalarıdır. Ho Chi Minh gibi Pol Pot da Fransa’da eğitim görmüştür.

Kamboçya krallık, kral da Sihanuk. Kral ne ABD ne de SSCB yanlısı, ülkeyi tarafsızlık statüsünde tutuyor. Vietnam Komünist Partisi daha erken kurulmuş ve Kamboçyalı komünistlerin silahlı mücadele başlatmasına karşı çıkıyor. Gerekçeleri, Sihanuk’un tarafsızlık politikasıdır. Çin bu çelişkide Kamboçya’nın tarafını tutuyor, Vietkong SSCB yanlısıdır.

Kamboçyalı komünistlerin bir bölümü Kuzey Vietnam’da eğitim görüyor ve bunlar ülkeye döndüklerinde yerli komünistler tarafından infaz ediliyorlar. Sayılarının 2000 kadar olduğu tahmin ediliyor.

Vietkong ABD’ye karşı savaş sırasında Kamboçya’da üsler kuruyor, bunlar ABD tarafından bombalanıyor ve sivil halktan çok kişi hayatını kaybediyor.

Kamboçya’da Vietnam’ın tersine önemli toprak sorunu bulunmuyor. Her iki ülkede de nüfusun büyük bölümü kırsal alanda yaşıyor.

Her iki ülkede de iktidar komünistlerin eline geçtikten sonra Kamboçya’da nüfusu tek tipleştirme operasyonu başlıyor. Ülkede bulunan Vietnamlılar sınırdışı ediliyor, nüfusun yüzde 10’unu oluşturan Müslümanlar zorla göçe tabi tutuluyor, bir bölümü öldürülüyor, ülkedeki Çinliler bile bu temizlikten payını alıyor.

Kızıl Khemer (Khemer Rouge) Kamboçyalıdan başkasının ülkede bulunmamasını istiyor.

Bu bölümün yazarına göre böylesi bir uygulama başka bir sosyalist ülkede görülmemiştir. Ülke içindeki başka halklardan ya da dinlerden olanlarla sorunlar yaşanmıştır ama böyle bir “saflaştırma” başka yerde yaşanmamıştır.

Mesela Arnavutluk’ta bile Yunan azınlık için değişik haklar tanınmıştır.

Yazara göre “tek tip nüfus” konusunda Kamboçya ancak Kuzey Kore ile karşılaştırılabilir.

Konuyla ilgili olarak çalıştığım için biliyorum, 1980’li yıllarda Bulgaristan’da da benzer durum bulunuyor. Nüfuzun yüzde 10 kadarını oluşturan Türk-Müslüman azınlığın adları değiştirilmek isteniyor. Burada öldürmek, sürgün etmek gibi uygulamalar bulunmuyor. Baskılar sonucu Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç yaşanıyor.

Azınlıklarla arası hiç iyi olmayan bir başka ülke Romanya’dır. Bu ülkede Macaristan sınırında yaşayan Macar azınlık ülke güvenliği için sürekli olarak tehlikeli görülmüştür.

Kamboçya’dan Bulgaristan ve Romanya’ya farklı yöntemlerle tek tip nüfus oluşturmak isteğinin ortak yanı ülkelerin küçük olması olsa gerektir. Büyük ülkelerde farklı kökenlerden ve dinlerden gelen çok sayıda insan doğal olarak bulunur ve bunları tek tipleştirmek mümkün değildir. Küçük ülkelerde ise –Bulgaristan’da örneği vardır- “yabancı” olarak görülen insanların daha hızlı çoğalması nedeniyle ülkede azınlık durumuna düşmek, giderek bir halkın tarihten kaybolması korkusu vardır. Bu korku özellikle küçük ülkelerdeki komünistlerin nüfusun tek tipleştirilmesine yönelmesinde önemli itici güç olmuştur.

Her zaman değil tabii, mesela yine küçük bir ülke olan Arnavutluk’ta böyle olmuyor. Yunan azınlıkla sorunlar yaşanıyor, baskı ve kısıtlamalar var ama tek tipleştirme çabası bulunmuyor.

Türkiye Osmanlı İmparatorluğu’nun bir bölgesinde kurulduğu için farklı dinlerin ve halkların bir arada bulunması kaçınılmazdı. TC tarihi tek tipleştirme tarihi olarak da okunabilir ve bunun komünist hareketi nasıl etkilediği yeterli olmasa bile oldukça incelenmiştir.

Bizde tek tipleştirmenin değişik yollarla komünistlere yansıyan etkisi burjuvaziden geçmiş olmakla birlikte; Kamboçya, Romanya ve Bulgaristan’da benzer durumdan söz edilemez.

Kamboçya’daki nüfusun arıtılması –başka nedenlerin de eklenmesiyle- sosyalist iki devlet arasındaki savaşa kadar gidiyor.

20. yüzyılda iktidardaki komünist partilerinin tarihini bir romantik olarak öğrenmek vardır, bir de gerçekçi olarak… İlkinde burjuvazinin devrilmesini, ülkede yaşanan büyük değişimleri ve başarıları öğrenir ve burada durursunuz; ikincisinde ise bütün yönleriyle öğrenmeye çalışırsınız.

 

Doğru olan da herhalde ikincisidir.