Şuanda 43 konuk çevrimiçi
Çin'deki dönüşüm: mekanizmayı anlamak PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Perşembe, 24 Aralık 2020 10:40


Ezbere belirleme yapmak kolaydır ve fazlasıyla yapılmıştır. Son 30 yıldır değişen ise bu tür belirlemelerin inandırıcılığının azalmış olmasıdır. “Sosyalizm geriye döndü” deniliyor; neden ve nasıl oldu, bunun mekanizması nedir sorusuna ise cevap verilemiyor. Bazıları sorumluluğu “karşı devrimcilere” yüklüyordu ama güçlü bir kapitalizmle birlikte yaşayan sosyalizmde karşı devrimciler her zaman olacaktır. Burjuvazi tümüyle yok edilmiş bile olsa yeniden oluşabilir. SSCB bu konuda önemli örnektir. Sosyalizm sonrasındaki kapitalizmde burjuvazi dışarıdan gelmedi, komünist partilerinin yönetim kademesinden çıktı. Bu kişiler devleti soyarak klasik kapitalistleşme yolunun dışında bir yoldan, ilkel birikim aşamasından geçmeden doğrudan tekelci oldular. Devleti soyabilmek için bunu yapabilecek konumda olmak gerekiyordu.

Sosyalizm Marx-Engels’in beklediği gibi dünyada tek olsaydı, başka bir deyişle rakibi olmasaydı, gelişmesi farklı olabilirdi ama güçlü bir kapitalizmle birlikte yaşadığı sürece gücü oranında onu etkilediği gibi ondan da etkilenecektir.

SSCB ve diğer sosyalist ülkelerde kapitalizme geçişle ilgili konu önümüzdeki yıl yayınlanacak kitapla büyük oranda kapanacaktır. Burada yapılan şimdiye kadar yapılan saptamayı ve kez iki ülke somutunda –öncelikle Bulgaristan sonra Romanya- göstermektir.

Küba ile ilgili olarak ise Che Guevara Kısa Uzun Bir Hayat kitabında konu incelenmişti.

Sosyalist ülkeler listesinde iki farklı ülke bulunuyor: Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DAC) ve Çin Halk Cumhuriyeti. İlk örnek değişiktir çünkü bu ülke sadece sosyalist olduğu sürece yaşamış, ardından Federal Almanya tarafından yutularak varlığı sona ermiştir. Bu ülke sosyalizmden önce ve sonra yoktur. Bu ülkenin tarihi 1989 Berlin Duvarı kitabında incelenir. Bu kitap  www.enginerkinerkitaplar.blogspot.com adresinde bulunabilir.

Çin’in durumu ise oldukça farklıdır. Bu ülke halen iktidardaki partinin iddiasına göre sosyalisttir, marksisttir ve komünizm hedefine doğru ilerlemektedir. 20. yüzyıl tarihinde hiçbir sosyalist ülke Çin kadar büyük zikzaklar çizmemiştir.

Bir dönem savundukları “sosyal emperyalizm” tezini SSCB’den ayrı bir güç odağı olarak ortaya çıktıktan sonra unuturlar; dünyadaki ve bizdeki izleyicileri ise unutamaz. Ne de olsa onlar Çin Komünist Partisi (Çincesiyle Kung Ch’an Tang) kadar kıvrak değildirler. Bu ülkede iktidardaki komünistlerin halen sürmekte olan tarihinin incelenmesi büyük önem taşıyor.

SSCB için yapılan ezbere değerlendirmeleri burada da görüyoruz. Tarihi bütün olarak incelemeden, şu veya bu bölümünü filanca kaynaktan öğrenip ezbere belirlemeler yapmak. Bunların açıklayıcılık gücü sınırlıdır; ne olduğunu ve nasıl olduğunu bu yöntemle anlayamazsınız.

Çin tarihi, 20. yüzyıl sosyalizminin diğer ülkelerinde yapıldığı gibi, kaynaklarından öğrenilmelidir. Kimseden Çince öğrenmesi beklenemez ama İngilizce ve Almancada Çince bilenlerin yaptığı –politik bilim eğitimi görmüş insanlardır bunlar- incelemeler vardır. Ek olarak özellikle İngilizceye çevrilmiş Çin Komünist Partisi’nin neredeyse bütün dokümanları bulunmaktadır.  Mao okuyarak bu tarihi anlayamazsınız. Hele de Mao’nun ölümünden kısa süre sonra yaşanılan büyük değişimi hiç anlayamazsınız.

Kütüphanede arayıp bulduğum 400 sayfalık büyük boy kitaplardan birisinin başlığı şöyle: The Fall of Hua Kuo-feng (1980) to the Twelft Party Kongress (1982). Hua Kuo-feng’in düşmesinden 12. Parti Kongresi’ne kadar: dokümanlar ve analizler.  Bundan önceki aynı hacimdeki kitap ise Mao’nun ölümünden Hua Kuo-feng’in düşmesine kadar başlığını taşıyor.

Mao’nun ölümü, Hua’nın parti genel sekreteri olması, ardından Deng Xiaoping’in yükselmesi… Bu dönemin incelenmesi Çin’in bugünkü çizgisinin incelenmesi için esastır. Burada genel sekreterlerin yaptıkları konuşmalar değil parti kararları önemlidir. Deng’in Seçme Konuşmaları’nı ingilizcesinden okudum; genel geçer belirlemelerdi, bir şey yoktu.

Mao’nun ölümünün sonrasındaki tarih ise Mao dönemi ve öncesi –kısaca- incelenerek anlaşılabilir.

Bu konuda İngilizce ve Almanca literatür önemlidir, Fransızcada bu derecede olduğunu sanmıyorum. Analiz olarak Almanlar daha iyi… Yazarlar hem politik bilim eğitimi almış hem de Çince biliyorlar (Sinoloji eğitimi görmüşler) ve Çin üniversitelerinde öğretim üyeliği de yapmışlar. Bunlardan Jürgen Domes’in 1970’li yıllarda yazdığı kitabı buldum: Çin’de Mao Dönemi. Kitap ülkede komünistlerin iktidarı almasından Mao’nun ölümüne kadar olan dönemi ve doğal olarak Kültür Devrimi’ni de inceliyor. Bu ve benzeri kitapların komünist partisi içindeki gruplar mücadelesini önemle vurgulamaları, örnekler vermeleri, bu grupların kitlenin belirli bölümlerini harekete geçirmekteki etkilerini göstermesi önemlidir.

Bu özellik Çin’e özgüdür çünkü Çin halkında yüzlerce yıl görece küçük gruplar halinde kendini yöneterek yaşamak ve kendiliğinden harekete geçebilmek özelliği vardır. Çin tarihi bu geniş ve kalabalık ülkede yerel otoriteler arasındaki savaşın da tarihidir. Bunu Mao’nun Askeri Yazılar’ında da görmek mümkündür. Kızıl politik bölgelerin yaşayabilmesini karşı taraftaki güçler arasındaki bitmez tükenmez savaşa bağlar. Komünistlerin iktidara gelmesi bu ülkede iç birliği sağlamıştır. Bu birlik özellikle Kültür Devrimi sırasında bozulur ve değişik gruplar arasında büyük çatışmalar yaşanır.

Çin toplumunun bir başka önemli ayırıcı özelliği ise aile, akrabalık, hemşerilik, birlikte eğitim görmüş olmanın başka ülkelerdekine kıyasla daha büyük önem taşımasıdır. Komünist partisi içindeki gruplaşmalarda bile bu özellik önemlidir. Mesela Chou En-lai, Li Li-san, Teng Hsiao-Ping ve sayılabilecek başka birkaç isim 1920’li yıllarda Paris’te birlikte bulunmuşlar; okumuş ve çalışmışlardır. Birinci ve üçüncü isim arasında ÇKP tarihi boyunca büyük birliktelik vardır.

Bir ülkede komünist partisinin iktidara gelmesiyle tarih sıfırdan başlamaz. Bu bağlamda yüzlerce yıl sürmüş kültürel özellikler o ülke sosyalizminin özgül özelliklerini belirleyecektir. Çin’deki sosyalizm Konfüçyüs ve Sun Yat Sen döneminin özellikleri dışta tutularak anlaşılamaz.

Lenin’in marksizmi Ruslaştırmasının Çarlık dönemindeki sol entelektüel hareketler ve isyanlar anlaşılmadan anlaşılamayacağı gibi…

Çin’de Mao’dan sonra yaşanan ve “dörtlü çete” denilen kesimin tasfiyesinin ardından özelleştirmelere ve dış yatırımlara açılan dönemin anlaşılmasında Kültür Devrimi’nin büyük önemi vardır. Bunu daha önce biliyordum ama somut olarak, nedenleri ve gelişme çizgisiyle bilmiyordum. Sebastian Heilmann tarafından “karşı kültür devrimi” olarak adlandırılan ve 1970’li yıllarda kitlesel karakter taşıyan büyük bir hareket yaşanıyor.

Mao’nun yeni bir tez olarak savunduğu “sosyalizmde sınıf mücadelesinin sürmesi” işçi ve köylülere dayanan “karşı kültür devrimi” hareketiyle geçersizleştiriliyor. Parti de bu tezden vazgeçiyor.

Aynı parti bir dönem “sosyal emperyalizmin uşağı” olarak gördüğü Küba Komünist Partisi’nin izlediği gelişme çizgisini de onayladı.

Kitapları okumaya yeni başladım ve “kendiliğinden kapitalizm” belirlemesini önemli buldum. Yiyecek üretiminde yaşanılan büyük sıkıntı köy komünlerinin kendilerini dağıtması, küçük çiftçiliğe geri dönülmesi, herkesin ürününü pazarda satabilmesini getiriyor ve yiyecek sıkıntısı azalıyor. Parti de daha sonra kırsal alandaki kolektifleştirmeleri iptal ederek aynı çizgiyi izliyor. Başka bir deyişle kırsal kesimde kolektifleştirmenin geriye döndürülmesinde halk partiye önderlik yapıyor.

SBKP gibi ÇKP’de de halkın çoğunluğu partiye üye değildir. ÇKP’de aradaki farklılık daha da fazladır. Mesela 1949’da ÇKP iktidarı ele geçirdiğinde 500 milyon nüfuslu ülkede parti üyesi 4 milyondur. Sonraki yıllarda da bu oranda olmasa bile nüfusla parti üyesi arasındaki büyük farklılık sürer. Bunun anlamı Çin’de parti içindeki gruplar arasındaki mücadelede yüksek sayıda parti dışı insanı etkilemenin ve harekete geçirmenin büyük önem taşımasıdır. Çin’de parti içindeki gruplar arasındaki mücadeleler kitlesel karakter taşır. SBKP’de içerdeki mücadelenin halka yansıması bu derecede değildir ve bu önemli bir farklılıktır. Köklerini devrim öncesindeki tarihte aramak gerekir.

Yukarda andığım yazarlar kitaplarında bu nedenle “dörtlü çete” olarak anılan ve günah keçisi yapılan grubun etkisinin gerçekte daha az olduğunu özellikle belirtirler. Deng’in yönetimdeki büyük başarısı gruplar arasındaki kitlesel çatışmayı belirli sınırlar içinde tutabilmek becerisidir.

Çin’de değişimin mekanizması farklı görünüyor.

Öğrenelim bakalım…