Şuanda 43 konuk çevrimiçi
BugünBugün119
DünDün2209
Bu haftaBu hafta8231
Bu ayBu ay43424
ToplamToplam8035975
Can Dündar ve "yeni Türk emperyalizmi" PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Perşembe, 24 Aralık 2020 20:08


Frankfurter Rundschau internet sayfasında Can Dündar’ın 27 yıl 6 ay hapis cezası almasını “yeni Türk emperyalizmi” başlığı altında değerlendirmiş ve Avrupa Birliği’nin (AB) buna karşı bir şey yapamadığını belirtmiş.

Gazete yorumunda bizde çok kişinin göremediğini görmüş: Can Dündar’ın esas olarak Suriye’deki İslamcılara giden silah kamyonlarıyla ilgili haberi nedeniyle ceza almasıyla (cezanın büyük bölümü bu nedenledir) Türkiye’nin yayılmacılığı arasındaki ilişkiyi görmüş. Türkiye başta Suriye olmak üzere Irak, Libya, Kafkasya’daki savaşlara katıldı; Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Fransa ile ciddi sürtüşme yaşadı; Katar’daki askeri üssü vasıtasıyla Suudi Arabistan ile arasını iyice açtı (Suudilerin bu ülkede yapmaya çalıştığı darbe Türk askerleri tarafından engellendi), ek olarak da Somali’de büyük bir askeri üs kurdu. Aralarında Arnavutluk’un da bulunduğu değişik ülkelerde de askerleri bulunuyor ama bunları saymayalım.

Irak’ta 40 kadar askeri üssü bulunduğu söyleniyor. Suriye’nin en az yüzde 15’i işgal edilmiş durumdadır ve bu işgal kalıcıdır. Bu kadarla sınırlı kalırsa iyi, genişleyebilir de…

“Başka ülkeleri işgal etmenin adı emperyalizmdir” olgusundan hareketle “Türkiye emperyalisttir” deniliyor. Ben ise alt emperyalist demeyi tercih ediyorum.

Türkiye; ABD, Almanya, Rusya Federasyonu, Fransa ve sayılabilecek benzeri ülkeler kategorisinde bulunmuyor. Türkiye’nin bulunduğu kategori Hindistan, Brezilya, Güney Afrika Cumhuriyetinin bulunduğu yerdir. Türkiye, bu ülkeler gibi, bölgesel bir güçtür. Bölgesel güç olduğu bölge “geniş Ortadoğu”dur. Bu alan bilinen Ortadoğu’nun yanı sıra Kafkasya, Orta Asya ve Balkanları da içerir. Libya Ortadoğu ülkesi sayılmayabilir ama orada da bulunmaktadır.

Türkiye’nin ABD, Almanya, Fransa ile karşılaştırılabilecek düzeyde olmasa da sermaye ihracı vardır. Bu konuda 2019’da yayınlanan Küresel İç Savaş ve Türkiye kitabına bakılabilir.

Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü yıllardan beri ordusudur ve bir bölgeye askeri olarak girmesi, Türk şirketlerinin o alana yoğun yatırım yapması anlamına gelmektedir. Son örnek Azerbaycan’dır. Türkiye özellikle inşaat şirketleriyle bu ülkede zaten vardı, şimdi kazandığı yeni ve büyük ihalelerle daha fazla olacaktır.

Türkiye’nin silah sanayisi vardır ve silah ihraç etmektedir. Bu konuda ABD, Rusya Federasyonu, Almanya, Fransa ile boy ölçüşemez ama yine de dünya sıralamasında 11. durumdadır.

Türkiye’nin özellikle etkin olarak kullandığı SİHA’ların stratejik parçalarının dışarıdan gelmesi nedeniyle bunun montaj sanayisi olduğu söyleniyor ama bu belirleme doğru değildir. Montaj var ama bu montaj 1970’li yıllardaki gibi değildir. Montaj sanayisi klasik olarak iç pazarı doyurmayı hedef alır. Türkiye silah sanayisinde ise ihracat önemli hedeftir ve yapılabilmektedir.

Ukrayna SİHA’ları ülkesinde ortak üretmeyi teklif etmiştir; olur veya olmaz, bilmiyoruz ama satın alacakları kesindir denilebilir.

Türkiye farklı emperyalist odaklar arasında oynayarak yolunu açmaktadır. AB’nin bu konuda bir şey yapamamasını da bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Hiç kimse Türkiye’yi karşı tarafa (Rusya Federasyonu) itmek istemiyor. Bu nedenle Trump, Türkiye’ye yaptırım öngören yasayı veto ediyor. Almanya ise AB Zirvesi’nde Türkiye’ye yönelik yaptırımların oldukça hafif olmasını sağlıyor.

Türkiye’nin denizde etkin güç durumuna gelmesinde Almanya’nın birinci derecede işlevi vardır. Almanya uzun vadeli hesap yapıyor, görünen budur. Hatırlanacağı gibi Almanya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında da yakın ilişki vardı ve imparatorluk Birinci Dünya Savaşı’na Almanya’nın yanında girmişti.

Türkiye’nin gelecek yıl küçük bir uçak gemisini denize indirmesi bekleniyor. Akdeniz için uçak gemisi fazladır. Somali’deki büyük askeri üs Hint Okyanusu’na bakmaktadır ve dünya deniz ticaretinin önemli bölümü de buradan geçmektedir. Yapabilirlerse eğer Osmanlı’nın başaramadığına ulaşmış olacaklar. Yeni deniz yollarının bulunmasıyla birlikte yüzyıllardan beri dünyanın merkezi sayılan Akdeniz önemini kaybetmişti. Osmanlı yeni deniz yollarına ulaşabilmek için Aden Körfezi üzerinden Hint Okyanusu’na açılmak istemiş ama Akdeniz için yapılmış Osmanlı kadırgaları Portekizlilerin yüksek bordalı okyanus savaş gemileri karşısında tutunamamıştı.

Türkiye küresel güç olmaya hevesleniyor. Televizyon filmleri ihracatında Hollywood’dan sonra ikinci sıradadır. Venezüella altınını eritme dahil her yere el atmaya çalışıyor ama bu konumdan uzaktadır.

Alt emperyalizmin sınırlarını zorluyor. Hindistan, Brezilya, Güney Afrika gibi ülkelerin hiç birisi Türkiye’ninki kadar geniş bir alanda oynamıyor. Türkiye bu ülkelerle birlikte (Almanya da eklenerek) Güvenlik Konseyi’nin sürekli üyeleri olmaya aday ülkeler arasında sayılıyor.

Yine de büyük çaba harcamasına rağmen hevesleniyor diyebiliriz.