Şuanda 25 konuk çevrimiçi
BugünBugün1655
DünDün2205
Bu haftaBu hafta1655
Bu ayBu ay36848
ToplamToplam8029399
Devrim; dünya, bölge, ülke PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Salı, 29 Aralık 2020 12:57


20. yüzyıl sosyalizminin deneyi ülke devrimi için mücadele etmek, bölgedeki ve dünyadaki gelişmeleri dikkatle izlemek ve gerisine de kafa yormamak gerektiğini öğretiyor. Gelecekteki koşulları bilemezsiniz ve bunlar tahmin ettiğinizden çok farklı çıkabilir. Bunun en güzel örneği Sovyet devrimidir.

Bolşevikler ve Menşevikler “Avrupa devrimi” beklentisiyle mücadele ettiler. Rus devriminden en fazla beklenen Avrupa devrimini hızlandırmasıydı. Avrupa devrimi olmadan Rus devriminin fazla yaşayamayacağına inanıyorlardı. Lenin bu beklentisini 1917 Ekim devriminden sonra da sürdürdü. 1919’da yazdığı Proletarya İhtilali ve Dönek Kautsky kitabının bitişinde Almanya devriminin başladığı müjdesini verir. Almanya devrimi gerçekleşseydi eğer, Batı Avrupa ülkelerine yayılması bekleniyordu; olmadı.

Rusya’da dünyanın altıda birini kaplayan geniş bir alana yayılan devrim, bu anlamda bölgesel devrim, yalnız başına kaldı. Almanya ve Avusturya’daki devrimci kalkışmalar başarısızlıkla sonuçlandı. Bu durumda ne yapılacaktı? Ya iktidar kademeli olarak bırakılacak ya da tek bölgede ya da çok geniş bir ülkede sosyalizmin inşasına girişilecekti. Lenin son yazılarında bunun teorisini yapar. Sosyalizm için sanayileşme gereklidir ve bu da sosyalist yoldan yapılabilir. Bunun  için ülkenin kapitalist aşamadan geçmesi zorunlu değildir. Sonraki yıllarda bu anlayış “sosyalist modernleşme” olarak anılacaktır.

Tek ama çok büyük bir ülkede sosyalizmin kurulması mümkündür anlayışının teorisini yapan Lenin’dir.

Bolşevikler ve Menşevikler, bütün bir sosyalist kuşak, hayatı boyunca “dünya devrimine” inanmıştı. O yıllarda “dünya devrimi”, Avrupa devrimi demekti. Yeni duruma uyum sağlayarak anlayışını değiştiren oldu, değiştirmeyen oldu. Yeni bir savaş beklendiğinden ve bu savaşta da SSCB’ye saldırılacağı kuvvetle muhtemel olduğundan ülkenin kısa sürede sanayileşmesi gerekiyordu. Anlayışını bu yönde değiştiremeyenler ya kenara itildiler ya da tasfiye edildiler.

Uygulanan yöntemleri eleştirebilirsiniz ama politik mücadele böyledir, zorunlu değişime uyamayıp da eskide ısrar ederseniz şöyle ya da böyle kenara itilir hatta tasfiye olursunuz.

Tek ülkede devrim yapılabilir. Sorun, bu devrimin ne kadar yaşayabileceğidir.

1945 sonrasında Çin, Vietnam, Kuzey Kore, Kamboçya, Küba, Nikaragua’da devrimler yaşandı. Yüzyılın sonunda ise sosyalizm büyük sorunlarla karşılaştı. Bunlar yeni sorunlar değildi ama zaman içinde yoğunlaştılar ve artık görmezlikten gelinmeleri mümkün değildi.

Bugün iki farklı durumla karşı karşıyayız.

Birincisi; SSCB gibi devrimleri dolaysız veya dolaylı koruyabilecek güçlü bir ülke bulunmuyor. SSCB olmasaydı da Küba’da devrim olurdu ama ABD’nin yakınında fazla yaşayamazdı.

İkincisi; sosyalizm anlayışının değişmesi gerekiyor. Çin, Vietnam, Küba gibi ülkelerde marksist sosyalizmden değişik oranlarda farklı “pazar sosyalizmi” uygulanıyor. Önceki yıllarda uygulanan sosyalizm de marksist sosyalizm değildi, şimdiki de değildir.

Üç ülkede de, özellikle sosyalist olmaktan uzaklaşan Çin’de yapılanlar marksizme referans verilmeden anlatılmıyor. Çin Komünist Partisi belgelerinde ülkede Çin tipi sosyalizmin inşa edildiği ve komünizm hedefine doğru ilerlendiği yazılıdır. Bu saptama parti yöneticileri tarafından defalarca tekrarlanmıştır.

Çok sayıda sosyalist tarafından kabullenilmesi zor olabilir ama marksist sosyalizmin uygulanması mümkün olmayan bir teori olarak değerlendirilmesi gerekir. Başlangıç yılını Komünist Manifesto’nun yayınlandığı 1848 olarak alırsak, bu teori yapılan çok sayıda teşebbüse rağmen 172 yıldır uygulanamamıştır.

Eklemek gerekir: uygulanabilseydi eğer, teoride beklenen sonuçları vereceği de açık değildir. Bir teorinin doğruluğu uzun süreli pratikte sınanır. Kısa değil uzun süreli pratik… Hiç uygulanamamış bir teori doğru da olabilir yanlış da…

Marksist sosyalizm en başta şu basit nedenle uygulanamaz: bu sosyalizmde rakip yoktur. Dünya devriminin gerçekleşeceğine inanıldığı için sosyalizm, 20. yüzyıldaki gibi güçlü bir kapitalizmle birlikte yaşamak zorunda kalmayacak, onunla yarışmayacak, kendini savunmayacaktır.

Dünya devrimi beklentisi ise bugün tümüyle geçersizdir.

Burada “dünya” kelimesinin dönemlere göre değişmesine dikkat etmek gerekir. Marx-Engels zamanındaki “dünya devrimi” ile bugünkü birbirinden çok farklıdır. “Dünya” farklı içeriklere sahiptir.

O dönemin dünyası İngiltere, Fransa, Almanya ve çevrelerindeki ülkelerle sınırlıydı. Bu ülkelerden birisinde gerçekleşecek devrimin hızla ötekilere yayılacağı varsayılıyordu. Bu kadar!

Bu ülkelerde insanlığın onda biri bile yaşamıyordu. İnsanlığın geriye kalanı nasıl sosyalist olacaktı, Marx-Engels’te bu konuda açıklama yoktur.

Şöyle düşünmüş olabilirler: İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Avrupa devletleri geniş sömürgelere sahipti. Merkez ülkelerde devrim olunca sömürgelerin de özgürleşeceğini ve metropolün yolunu izleyeceğini düşündüler.

Önemli bölümü feodal aşamaya bile gelmemiş olan sömürgelerdeki halkın nasıl sosyalist olacağı yine de büyük bir soru olarak kalmaktadır. (Bu konuda bkz. Geleceğe Dönüş adlı kitap)

Marx-Engels’in dünyasında ABD, Rusya, Çin yoktur. Bugün bu ülkelerin dışında kaldığı bir dünya devrimi düşünülemez. Dolayısıyla şimdilik aklımızdan çıkarmakta ve fantezilerle uğraşmamakta yarar vardır. İlerde çok değişik koşullar ortaya çıkarsa durum yeniden değerlendirilir.

Bolşeviklerin bile Lenin’in yarı feodal bir ülkede sosyalizmi savunan Nisan Tezleri’ni kavramakta zorlandıkları düşünülürse, farklı koşulların ortaya çıkaracağı zorlanmalardan çekinecek bir şey yoktur.

Güçlü emperyalizme karşı bölgesel dayanışma önemlidir. Bunu Küba, Venezüella, Bolivya, Nikaragua arasındaki dayanışmada görüyoruz. Bu ülkeler birkaç yıl önce Dünya Bankası’na alternatif bir oluşum kurmaya yönelmişlerdi ama olmadı.

İki büyük ülke, Venezüella ve Bolivya devrim yaşamadı ama yıllardan beri ikili iktidar koşullarında yaşıyorlar. (Bu konuda sitedeki ikili iktidarı yeniden düşünmek yazısına bakınız.)

Burjuvazinin iktidarıyla kendisini sosyalist olarak adlandıranların iktidarı yıllardan beri yan yana ve mücadele içinde yaşıyor.

Şu soru gündeme gelir: marksist sosyalizm uygulanamıyorsa, o zaman ne olabilir?

Bunu Geleceğe Dönüş kitabında açıklamaya çalıştım. Birkaç maddede kısaca anlatılırsa:

Birincisi; kent ve kır küçük üreticiliği devrimin ve dolayısıyla sonrasında kurulacak sosyalist iktidarın ana bileşenleri arasındadır. Sosyalist iktidar işçi sınıfı+yoksul köylülükten ibaret değildir. Buradan hareketle proletarya diktatörlüğünden söz edilemez, bu diktatörlüğün tabanı daha geniştir.

Nüfusun küçük bölümünün işçilerden oluştuğu ülkelerde kurulduğu ilan edilen proletarya diktatörlüğünün adıyla işlevi birbirine hiç uymamaktaydı.

Feodalizmin bulunmadığı ülkelerde küçük üreticiliğin sosyalizm yanlısı olmasının en ileri örneği Bulgaristan olsa gerektir. Yazdığım kitapta bu konu üzerinde de duruyorum.

İkincisi; pazar sosyalizmi zorunludur. Nasıl uygulanabileceği, boyutları dönemine ve ülkesine göre değişir. Burada belirleyici olan kapitalist ekonominin bazı unsurlarının sosyalist devletin denetimi altında sınırlandırılarak uygulanmasıdır.

Somut özellikleri hakkında bugünden düşünmek için erkendir. Aynı anlayış doğrultusunda yapılan uygulamaların dikkatle izlenmesi gerektiğine kuşku yoktur.

20. yüzyılda çok sayıda ülkede iktidarda bulunan komünistlerin karşılarındaki en büyük handikap şuydu: savunduklarıyla yaptıkları birbirine uymuyordu. Uydurulabilmesi için teorinin değiştirilmesi gerekiyordu ve bunu yapmaya cesaret edemediler. Bunu belki de teorik otoritesiyle Lenin yapabilirdi ama erken öldü.

Son olarak, böyle bir sosyalizmde her zaman kapitalizme geçiş tehlikesi vardır, denilecektir. Elbette vardır. Dünyada güçlü bir kapitalist sistem bulunduğu sürece, ülke içinde burjuvazi ortadan kaldırılmış bile olsa, böyle bir tehlike vardır. Reel sosyalist ülkeler örneğinde bunu yaşadık; burjuvazi komünist partilerinin üst kademesinden çıktı.

 

Sorun teorik olarak güzel sosyalizm değil, güçlü bir kapitalizm karşısında yaşayabilecek sosyalizdir. Teori de bunun gereklerine uydurulmak zorundadır.