Şuanda 55 konuk çevrimiçi
BugünBugün803
DünDün1853
Bu haftaBu hafta10144
Bu ayBu ay10144
ToplamToplam8132457
Teyzemin şapkası olsaydı dayım olur muydu? PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 06 Şubat 2021 23:47


Bu soru tarihte önemli bir olayı değiştirip ardından da “geçmişte şöyle olsaydı, böyle olurdu” sonucu çıkaranların yaptıkları işin saçmalığını göstermek için sorulur. Böylesi değiştirmelere çok rastlamışsınızdır. Önemli bir olay “şöyle olsaydı eğer…” denilerek değiştirilir ve diğer olaylar aynı bırakılarak muhtemel “iyi” sonuç üzerinde durulur… Bu tarih anlayışı yanlış olduğu gibi, tarihte önemli bir olayı değiştirip diğerlerini aynı bırakmak da mümkün değildir. Geçmişteki önemli bir olay farklı olsaydı, başka önemli ve önemsiz olaylar da bundan etkilenir ve farklılaşırdı. Ne oranda değişirlerdi, bu değişimin iç ilişkileri nasıl olurdu, bilmek mümkün değildir. Ancak değişik ihtimaller üzerinde durulabilir ve bunların hangisinin gerçekleşebileceği de bilinemez.

Reel sosyalizmin tarihi değerlendirilirken de benzer durumla karşılaşırız. Çok sayıda örnekten birini inceleyelim:

Buna göre eğer Yeni Ekonomik Politika (NEP) Lenin’in düşündüğü gibi uzun sürseydi, Sovyet iktidarının köylülükle arası bozulmaz, yıllar sonrasında bile kaybolmayan tarım sorunu ortaya çıkmaz, rejim daha sağlam temele otururdu.

Bu belirleme dönemin koşulları çerçevesinde tümüyle yanlıştır.

İki nedenle:

Birincisi; SSCB’den Çin’e ve Doğu Avrupa ülkelerine kadar bütün reel sosyalist ülkelerde tarımsal üretim sorunu çözülememiştir. Bulgaristan ile ilgili olarak hazırladığım kitapta örneğini vereceğim ama bu örnek başka ülkelere de uygulanabilir. Sosyalizmde küçük üretim, kolhoz üretiminden daima daha verimli olmuştur. Bulgaristan’da kolhoz çerçevesinde yer alan küçük aile tarımı –aileler kolhozun yanı sıra üretimin vergilendirmeden sonra kendilerine ait olduğu küçük işletmelerde de çalışıyorlardı- bu ülkede sosyalizmin son dönemleri dışında tarımsal ürün sıkıntısı yaşanmaması, yiyecek kuyruklarının bulunmamasında belirleyici olmuştur. O denli verimli üretim yapıyorlardı… Komünist partisi yöneticileri homurdanmalarına rağmen küçük aile tarımına karşı çıkmadılar çünkü önemli bir işlevi yerine getiriyordu.

Marx-Engels’in sosyalizm anlayışına göre küçük köylülük zaman içinde büyük üretimin verimliliği konusunda örneklerle ikna edilecek ve kolektifleştirmeye razı olacaktı. İkna süreci için zaman sınırı yoktu, bir ya da iki nesil de sürebilirdi. Mahzuru yok çünkü Marx-Engels’in sosyalizm teorisinde dünya devrimi beklendiği için sosyalizmin rakibi yoktu. Bu durumda bir-iki nesil pekala beklenebilirdi.

Tarih ise farklı gerçekleşti ve sosyalizm güçlü bir kapitalist sistemle birlikte yaşamak zorunda kaldı. Bu sistemin her fırsatta sosyalizmi yok etmeye çalışması normaldir, doğası gereğidir. Dolayısıyla sosyalist ülkenin bir-iki kuşak bekleyecek zamanı yoktu ve sosyalizm sanayileşmiş değil geri ülkede gerçekleştiği için de kısa sürede sanayileşilmesi gerekiyordu. Hızlı sanayileşmede tarımın hızlı kolektifleştirilmesi olmazsa olmazdır.  Beklerseniz geleceğe güzel bir sosyalizm teorisi bırakırsınız ve fazlasını da yapamazsınız. Kapitalizm ilk fırsatta sanayileşememiş bu sosyalist ülkeyi ortadan kaldıracaktır.

1920’li yılların SSCB’sine bakalım…

İkincisi; Lenin, NEP’i iç savaş şartlarında köylülükle bozulan ilişkilerin düzeltilmesi için düşünmüştü. Küçük üretici kendi ürününü pazara sunabilecek ve kolektifleştirmeye zorlanmayacaktı. Eğer Lenin erken ölmeseydi bu politikasını değiştirmek zorunda kalacaktı çünkü uluslararası bütün gelişmeler barışın geçici olduğunu, yeni bir dünya savaşı çıkacağını ve SSCB’nin de büyük saldırıya uğrayacağını gösteriyordu. SSCB’nin hızlı sanayileşme politikasında büyük saldırı beklentisinin rolü belirleyicidir. Böyle bir beklenti olmasaydı, sanayileşme ve kolektifleştirme zamana yayılabilirdi.

Bu beklentinin ne kadar gerçekçi olduğunu görmek için fazla beklemek gerekmeyecekti. SSCB yaklaşık 15 yılda ağır bir bedel ödeyerek yarı feodal ülkeden sanayi ülkesine dönüşmeseydi, Nazi Almanyası tarafından yok edilirdi. Sanayileşmeye rağmen savaşı kazanmaları hiç kolay olmadı.

Bu durumda “NEP uzun sürmeliydi” belirlemesinin anlamsızlığı ortaya çıkar. Uzun sürseydi eğer, SSCB sanayileşmede iyice geride kalır ve 1940’lı yılların başlarında Naziler tarafından yok edilirdi.

Sosyalizmin 1917-1945 arasındaki döneminde rejimin dışarıdan saldırıyla yıkılma tehlikesi ortadan kalktı. NEP uzun sürseydi, belirlemesi, dışarıdan saldırıyla yıkılma tehlikesini dikkate almamakta, sadece iç faktörlere bakmaktadır. Gerçekte ise SSCB’nin büyük hızla ve ağır bedel karşılığında hızlı sanayileşmesinin itici gücü büyük dış saldırı beklentisiydi. Ve sonraki yıllarda da görüldüğü gibi bu gerçekçi bir beklentiydi.

1945 sonrasındaki reel sosyalist ülkelerde artık dışarıdan saldırıyla rejimin ortadan kaldırılma tehlikesi yoktu. Bu nedenle de Çin dahil zamanın diğer sosyalist ülkelerinde sanayileşme ve kolektifleştirme SSCB’dekinden daha az sancılı olmuştur. Acele edilmesi yine gerekliydi ama SSCB örneğindeki kadar acil bir durum yoktu.

Reel sosyalizmin tarihiyle ilgili olarak bir başka yanlış değerlendirme sosyalizmin çekiciliğiyle ilgilidir.

20. yüzyıl başlarında ve hele de Ekim devriminin ardından sosyalizm bütün insanlık için çekiciydi. Ama sormak gerekir; 1945-1965 arasında aynı çekicilik artmış olarak mevcut değil miydi? Gerçekte reel sosyalizmin en çekici dönemi bu yıllardadır. SSCB daha önce bilinmeyen sosyalist modernleşmeyle kısa sürede yarı feodal bir ülkeden sanayi ülkesine dönüşmesinin yanı sıra, savaşta Nazileri yenen asıl güç olmuştu. Büyük prestiji vardı ve sosyalizm Ekim devrimi sonrasındaki dönemden daha büyük çekiciliğe sahipti. Ekim devriminin 40. yılında ve sonrasında uzaya gönderilen Sputnik’i ve ardından ilk kozmonotu hatırlayalım. O yaşlarda çocuktum ama insanların SSCB’nin yaptıklarını büyük hayret ve takdirle karşıladıklarını hatırlıyorum.

Sosyalizm yapar, anlayışı karşı devrimcilerin kafasında bile yer etmişti ve buna karşı çareler düşünüyorlardı.

Sosyalizmin kaçırdığı büyük fırsat da bu dönemdedir.

1955-1965 yılları arasında özellikle Doğu Avrupa’daki sosyalist ülkelerde “bundan sonra nasıl devam etmeliyiz?” konusunda tartışma yaşandı. Bilimsel teknolojik devrim olarak da adlandırılan Üçüncü Sanayi Devrimi geliyordu, belirtileri görülüyordu. Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde (DAC) iktidardaki Sosyalist Birlik Partisi’nin genel sekreteri olan Walter Ulbricht geleceği en iyi görenlerden birisiydi. “Yeni sanayi devriminden geri kalmamalıyız. Bunu anlamayan hiçbir şey anlamamıştır” belirlemesi onundur.

Çare teknik gelişmeye daha büyük önem vermek, bu alanda büyük yatırım yapılması, merkezi planlamanın gevşetilerek daha esnek üretime geçilmesiydi. Tarımda da –Macaristan’da olduğu gibi- küçük üretici tarımına daha geniş alan açılması gerekiyordu. (Macaristan bunu yaptıktan sonra yiyecek üretimi sorunuyla karşılaşmamıştır.)

Bu süreci Che Guevara Kısa Uzun Bir Hayat kitabında anlatmıştım. Che de tartışmanın taraflarından birisiydi, görüşleri farklıydı ama “böyle devam edilemez” konusunda diğerleriyle aynı görüşteydi.

Değişim yanlıları kaybettiler. Ulbricht de genel sekreterlikten uzaklaştırıldı, yerine Honecker geçti ve gerçekte mücadele artık kaybedilmişti. Yaklaşık 20 yıl sonra gerçekleşen sosyalizmin çözülmesi artık önlenemeyecekti.

DAC’de değişim yanlılarından birisi olan Fritz Behrens’in “böyle devam edilirse 20-25 yıldan fazla yaşanamayacağı” belirlemesi doğru çıkacaktı.

SSCB’de 40 diğer ülkelerde 15-20 yılı geride bırakmış sosyalizm 1955-1965 döneminde gelişme çizgisinde değişiklik yapabilseydi 1989’daki sonuç yine gerçekleşir miydi?

Bu soruya kesin cevap vermek mümkün değildir ama sosyalizmin çözülerek ortadan kalkması ihtimali zayıflardı denilebilir.

 

En azından böyle denilebilir…