Şuanda 22 konuk çevrimiçi
BugünBugün833
DünDün1853
Bu haftaBu hafta10174
Bu ayBu ay10174
ToplamToplam8132487
İkili politik kimliğin sonu PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cuma, 12 Şubat 2021 21:37


Almanya’ya Türkiye’den işçi göçünün 60. yılında yapılan bir araştırma bu ülkede Türkiyelilerin ikili politik kimliğinin sona ermek üzere olduğunu gösteriyor. Türkiye’de sağ partileri tutanlar Almanya’da büyük oranda SPD’yi desteklerdi. Gerekçe ise bu partinin “göçmen dostu” olarak görülmesiydi. Göçmen karşıtı olarak değerlendirilen CDU/CSU’dan ise uzak durulurdu. Çifte politik kimlik Almanya’ya özgü değildi. 30 yıl kadar önce Strassbourg’da ülkücü bir derneğin üyeleri seçimde oy kullanabilmeleri durumunda Fransız Komünist Partisi’ni tercih edeceklerini açıklamışlardı. Gerekçe aynıydı; bu parti göçmenlerin haklarını savunuyordu.

Bu günler geride kaldı. Adenauer Vakfı’nın araştırmasına göre Türkiyelilerin SPD’ye desteği yüzde 50’den 13’e inerken, CDU/CSU’ya destek ise yüzde 17’den 53’e çıkmış. Vakıf haklı olarak bu değişimi ülkede entegrasyonun başarısı olarak görüyor. Sağcı kitle, ki Türkiyelilerin çoğu böyledir, Almanya’da da sağcıyı seçiyor.

Türkiyeliler arasında hem Türkiye hem de Almanya’daki seçimlerde oy kullanabilen çifte vatandaşların sayısı ne kadardır, bilmiyorum ama orası için AKP’yi seçenin, burası için CDU/CSU’yu seçmesi normal bir durumdur.

Bu yıl Almanya’da federal parlamento seçimi yapılacak ve SPD’nin bazı yerlerde yaptığı “herkese çifte vatandaşlık” kampanyası neredeyse hiç etkili olmayacaktır. Alman vatandaşı olan oldu, bazıları çifte vatandaş bile oldu, çok geç kalmış olanlar için ise sorun kendilerine aittir.

CDU’nun SPD’den ve hatta Linke’den bile öğrenmeye daha açık olduğunu görmek gerekiyor. Mesela İslamın Almanya’ya ait olduğunu gördükleri tepkiye rağmen savundular. Son olarak Baden Württemberg CDU’nun Aleviliği Hıristiyanlık ve Müslümanlık dışında ayrı bir inanç olarak kabul etmesi bu partinin öğrenme kapasitesine yeni bir örnektir.

Frankfurt’ta bir semtte yapılan ve Müslümanlığın mezheplerinden birisine ait olan caminin yapımına bölgede oturanlar karşı çıktığında, ülkede din özgürlüğünü savunanların başında CDU geliyordu. Başlangıçta belki biraz oy kaybettiler ama fazlasını kazandılar.

15 yıl kadar önce Hessen’de eyalet parlamentosu seçiminde farklı partilerden aday olan Türkiye kökenlilerin katıldıkları bir programı izlemiştim. Kişileri tanımasam kimin hangi partiden olduğunu konuştuklarından hareketle çıkarmak mümkün değildi. Herkes aynı şeyi konuşuyordu: göçmenlerin durumu ve bunun nasıl daha iyileştirilebileceği…

Artık bu tür toplantılarda kimin hangi partiden olduğunu konuşmasının içeriğinden çıkarmak daha mümkün duruma gelmiş olsa gerektir.

Göçmenlik önemlidir ama Almanya politikasında tek konu bu değildir.

Aceleci davranmış ve 2000-2005 yılları arasında o zamanki adıyla Demokratik Sosyalizm Partisi’nde (sonra die Linke içinde yer aldı) Frankfurt il yönetiminde göçmen çalışması yapmayı kabul etmemiştim. O dönem bir göçmenin bir Alman partisinde genel geçer sözlerle bezenmiş göçmen politikası yapmaktan başka seçeneği yoktu çünkü başka konudan anlamıyordu. Barış politikası sözcüsü olmam insanlara garip gelmişti ama ne yapalım, gelirse gelsin…

Bu durumun değiştiğini görüyorum, yavaş oluyor ama oluyor. Göçmen kökenli Almanlar politikada bu toplumdaki her konudan anlamak, görüş üretmek zorundadır.