Şuanda 34 konuk çevrimiçi
BugünBugün1901
DünDün2673
Bu haftaBu hafta1901
Bu ayBu ay46338
ToplamToplam8301024
ABD ve PKK PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Salı, 16 Şubat 2021 00:20


Bu yazı önceki bulguların yeni bilgiler çerçevesinde genişletilmesini içerecektir. Önceki bulgular temelinde şekillenen teori iki yıl önce yayınlanan Küresel İç Savaş ve Türkiye kitabında ifade edilmişti. Kısa belirlemeyle şöyle söylenebilir: ABD için önemli olan Irak ve Suriye’de olabildiğince fazla sayıda politik aktörün bulunması, hiç birisinin yok edilememesi ve fazla güçlenmemesidir. Bu politika değişmedi.

PKK denildiğinde bunu YPG ile birlikte anlamak gerekir.

Konuyu biraz açarsak:

ABD, İslam Devleti’nin (İD) zayıflamasını ister ama ortadan kalkmasını istemez. Bugüne kadar izlediği politika da bu yönde oldu. İD geçenlerde Dayr el Zor civarında asker taşıyan birkaç otobüse saldırarak 50 kadar Suriye askeri ve milisini öldürdü. Bu örgüt gücünden çok şey kaybetti ama vardır.

ABD, PKK’ye bugüne kadar büyük silah yardımı yaptı. TC hükümeti bu yardımın arada bir bilançosunu çıkarır, gerçekten fazladır. Bu yardımda önemli olan cephane ve otomatik tüfekler değildir. Ortadoğu’da bunlar rahatlıkla bulunabilir, asıl önemli olan piyasada bulunması mümkün olmayan gelişmiş silahlardır.

Bu silahları vermek yetmez, eğitiminin de yapılması gerekir çünkü bunları etkin kullanmayı kendi kendinize öğrenemezsiniz.

Rehinelerin ölü bulunduğu mağarada ele geçirilen silahların listesinde bir yenilik vardı. Bu kadarını düşünmemiştim diyebilirim: Stringer tipi yerden havaya savunma roketi.

ABD bu roketi Afganistan’da Kızıl Ordu’ya karşı savaşan Mücahitler’e vermişti. Tek kişinin kullanabileceği bu roket sayesinde Kızıl Ordu helikopterlerinin etkinliği önemli oranda azalmıştı.

Aynı silah PKK’de de bulunuyorsa, ordunun savaş helikopterlerinin işi zor demektir.

Henüz ele geçmediği için bilmediğimiz ya da açıklanmayan başka gelişmiş silahlar da bulunabilir.

ABD ordusu yıllardır süren kazanma dizisini Vietnam’da kaybederek ülkeden çekilmişti. ABD ordusu 50 bin kadar, Vietkong ise bunun on katı insan kaybetmişti (sivil kayıplar hariç). ABD bozguna uğramadı ama savaşı sürdüremeyecek duruma geldi ve ülkeyi terk etti. Anlaşılması gereken, düşmana fazla kayıp verdirmekle savaşı kazanmak arasında doğrudan bağ bulunmadığıdır.

Benzer durumu Kızıl Ordu Afganistan’da yaşadı. Nazi ordularını bozguna uğratan asıl güç olan Kızıl Ordu, Afganistan’da Taliban’a yenildi ve çekilmek zorunda kaldı. Kızıl Ordu da bozguna uğramadı ama hem kayıpları fazlaydı ve hem de savaş çok masraflıydı.

Eski yazılardan birisinde Vietnam’daki hava savaşından söz etmiştim. ABD savaş uçakları göklerin tek hakimi değildi. SSCB, Vietkong’a 200 avcı uçağı vermiş ve pilotları da eğitmişti. Vietkong o kadar çok ABD savaş uçağı düşürmüştü ki, ABD’de fabrikaların üretim kapasitesi uçak kaybını kapatmakta zorlanıyordu.

Türkiye ABD’yi yeniden ve yeniden protesto eder, karşı taraf bunu kabul eder, “müttefikimizsiniz” der ve her şey eskisi gibi sürer.

YPG Suriye’de petrol kaynaklarının önemli bölümünü denetiminde tutuyor ve bu da ABD’nin istediği gibi Esad rejimi üzerinde baskı unsuru olarak iyi işlev görüyor.

YPG ile Esad rejiminin uyuşması mümkün değildir. Bu rejim Kürtlerin özerklik isteğini kabul ederse hemen ardından ülkedeki Sünnilerin özerklik isteği gelecek ve Suriye’nin bütünsel bir ülke gibi görünerek bölünmesi Irak’ta olduğu gibi gerçekleşecektir.

İki yıl önce yayınlanan kitapta yeni devlet anlayışından da söz edilmişti.

Devletler vardır; sınırları bellidir, Birleşmiş Milletler tarafından tanınırlar, başka ülkelerde elçilikleri vardır ama devletlikleri harita üzerindedir. Gerçek durum haritadakinden oldukça farklıdır.

Suriye bu konuda en iyi örnek sayılır. En az üçte biri Kürtlerin denetimindedir, yüzde 15’ini Türkiye ilhak etmiştir, ülkede İsrail’in arada bir bombaladığı çok sayıda İran üssü vardır, bunlara ABD üslerini de ekleyin…

Herkesin toprak bütünlüğüne saygılı olduğu bağımsız devlet Suriye!

Diğer yandan YPG’nin klasik devletten farkı fazla değildir.

Bulunduğu alanda güç kullanma tekeline sahiptir (Max Weber’in devlet tanımı), ordusu ve polisi vardır, eğitim politikasını kendisi düzenler, bütçesini yapar…

Bilinen devletten tek farkı BM tarafından tanınmaması ve başka ülkelerde elçiliklerinin bulunmamasıdır. Buna karşılık bir devlet gibi ABD ile anlaşma yapabilmektedir.

Barzani gereksiz bir bağımsızlık referandumu yapmasaydı o da yaklaşık aynı konumdaydı.

Bunların tamamı güç dengesine bağlıdır. Güç dengesi değişirse, ilişkiler de değişir.

YPG, ABD’nin Suriye’de kalmasını istediğini birkaç kere açıkladı. Şu nedenle ki; ABD alanı boşalttığı anda Türkiye doğrudan saldıracaktır ve YPG’nin askeri olarak güçlenmesine karşın Türkiye ile açık bir savaşta kazanma şansı yoktur. Bunu Afrin konusunda da gördük. Rusya hava sahasını Türkiye’ye açınca YPG direnemedi.

PKK/YPG’nin Rusya ile de bağı bulunuyor ama bugüne kadar pratiğe açık yansıması görülmedi. Temsilcilikleri olduğuna göre herhalde boş durmuyorlardır.

PKK/YPG örneğinde klasik gerilla savaşının nasıl yapı değiştirdiği, gerilla ile düzenli ordu savaşının nasıl iç içe geçtiği görülebilir.