Şuanda 18 konuk çevrimiçi
BugünBugün147
DünDün1280
Bu haftaBu hafta3810
Bu ayBu ay44497
ToplamToplam8605375
Yılmaz Güney ve Fransa'nın kültüre verdiği değer PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazartesi, 13 Eylül 2021 19:08


 

 

Yılmaz Güney hapisten kaçtıktan sonra Fransa’ya geldi. Fransa’nın o zamanki Kültür Bakanı kendisine Fransa’ya geldiği için teşekkür etti. 12 Eylül yönetimi tabii buna çok kızdı, Fransa bir katili koruyordu!

Yılmaz Güney kendisine küfür eden bir hakimi öldürmüştü ama büyük kültür insanları için kurallar biraz farklı işlerdi ve bunu bizdekilerin anlaması mümkün değildi.

Jean Paul Sartre yasaklanan bir Maocu dergiyi Paris sokaklarında satar. Maocu olduğundan değil, dergi yasaklanmasına karşı olduğu için böyle yapar.

Paris emniyet müdürü devlet başkanı Charles de Gaulle’e başvurarak Sartre’ın tutuklanması için izin ister.

Türkiye’de böyle bir şey düşünülemez…

De Gauelle; O, Fransa’dır. Benim Fransa’ya gücüm yetmez,” cevabını verir.

Yasa var, yasa var diye istediğiniz kadar bağırabilirsiniz ama yasalar büyük sanatçılara farklı işlemektedir.

Büyük felsefeciler de bu kapsamda değerlendirilir.

Althusser bir gece cinnet geçirerek uyuyan karısını boğarak öldürür.

Fransa’nın sağcı ve solcu aydınları Althusser’in yargılanmaması için ortak kampanya açar ve başarılı da olurlar. Althusser bir psikoloji kliniğine kaldırılır.

Şimdi diyeceksiniz ki, Fransa bir dönem dünyanın İngiltere’den sonra ikinci büyük sömürgeci devletiydi.

Haklısınız ama unutmamak gerekir: büyük sömürgecilik büyük kültür gerektirir.

İngiltere ve Fransa’nın 1960’lara kadar süren büyük sömürgeciliklerinde sömürge ülkelerinin nüfusu kendi nüfuslarının –kesin rakam veremeyeceğim- en az yüz katıydı desem fazla yanılmış olmam.

Kendinizden en az yüz kat fazla nüfusu yönetebilmek ancak onu bölüp, bir kısmını yanınıza çekebilmekle mümkündür. Bu da sadece silah zoruyla değil, esas olarak kültürle yapılır.

Frantz Fanon’un şu sözleri aydınlatıcıdır: Almanya, Fransa’nın toprağını işgal etti. Fransa ise Cezayir’in sadece toprağını değil tarihini, kültürünü ve dilini de işgal etti.

Fransız sömürgeciliği sona ereli 60 yıl oldu ama eski Fransa sömürgelerindeki insanlar hala Fransızca bilir.

Bunu silah zoruyla sağlayamazsınız.

Eğer Fransızca, diyelim Arapçaya göre, dünya kültürüne açılan büyük bir kapı ise, okuyan insanlar siz istemeseniz bile Fransızca öğrenecektir. Klasik sömürgecilik bitip bağımsız devletler kurulduktan sonra da bu durum sürecektir.

Bu arada şunu da belirtmek gerekir; bir ülkenin kültürel yönden güçlü olması, o ülkede ırkçılığın yaygın olmadığı anlamına gelmez. Avrupa Birliği'nin en güçlü ırkçı partisi Ulusal Cephe (Front National) Fransa'dadır.

Yılmaz Güney Fransa’da hemen iltica hakkı alır. Bu arada Almanya –o zaman iki Almanya vardı, Batı Almanya- bir açıklama yaparak Yılmaz Güney’in ülkesine gelmemesini, aksi durumda tutuklamak zorunda kalacağını belirtir.

Türkiye uluslararası arama emri çıkarmıştır ama Yılmaz’ın tanınmışlığı bu emri geçersiz kılmaktadır. Almanya bile “gelme” açıklaması yapmaktadır.

Askeri yönden son yirmi yılda özellikle güçlenen ve silah sanayisi kuran Türkiye kültürel yönden geridedir ve bunun sıkıntısıyla karşılaşmaktadır.

Yunus Emre Enstitüleri kurdular ama sonuç alabildikleri söylenemez.

Türkiye televizyon filmleri ihracında açık ara ile de olsa Hollywood’dan sonra ikincidir. Önemli bir kültür ihracıdır ama hiç yeterli değildir.

Kültür Bakanlığı’nın Yılmaz Güney’in ölüm yıldönümündeki açıklaması ayakların suya ermeye başladığını gösteriyor.

Tepkilere bakınca daha alınacak çoook yol olduğu da görülüyor…

 

Son Güncelleme: Pazartesi, 13 Eylül 2021 19:36