Şuanda 28 konuk çevrimiçi
BugünBugün254
DünDün1280
Bu haftaBu hafta3917
Bu ayBu ay44604
ToplamToplam8605482
Bir arada yaşayamamak... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Çarşamba, 15 Eylül 2021 07:51


Dünyada halkı tek milliyetten oluşan ülke bulmak zordur. Küçük ülkeler için olabilir ama nüfusu fazla ülkelerde birkaç milliyet bulunur. Bunların bir arada yaşayabilmesi çok sayıda faktörün bir araya gelmesine bağlıdır.

Tarihteki tipik yöntem, genellikle ulus devlet kurulduktan sonra, alanı farklı milliyetlerden mümkün olduğu kadar temizlemek, kalanı da asimile etmektir. 19. yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında bu yöntem fazlasıyla uygulanır. Büyük uygulama alanlarından birisi Balkanlardır.

İmparatorluklar farklı milliyetleri bir araya getirirler. İmparatorluk bünyesinde farklı dinlerden insanların yaşaması, çok sayıda dilin konuşulması sorun oluşturmaz.

İmparatorlukların özellikle 1. Dünya Savaşı sonrasında ulusal devletlere bölünmeleri, her devletin yaptığı “alan temizliği”nin yanı sıra, yıllarca süren ve halen de sürmekte olan sınır sorunlarına yol açar.

İmparatorlukların ardından oluşan ulusal devletler de imparatorluk mantığına sahiptir ya da hedefleri sınırlarını genişletmek, tarihte gerilerde kalmış eskiye dönerek “büyük” olmaktır.

Balkan ülkelerinde bu “büyük” anlayışı açık olarak görülür.

Büyük Sırbistan, büyük Macaristan, büyük Bulgaristan, büyük Polonya ve başkaları…

Şartlar uygun değilse, beklenir ama bu düşünce zamanı gelince kullanılmak üzere bekler.

Halk gruplarının dinine karışılmazsa, dilini serbestçe geliştirmesi sağlanırsa, insanların birlikte yaşayabileceklerine inanılır. Bu konuda karşı yöndeki örnekler de az değildir.

Mesela Habsburg İmparatorluğu’nda uygulama böyleydi ama bu durum milliyetçiliklerin gelişmesine, halk gruplarının birbirini düşman görmesine ve aralarında savaşmalarına engel olmamıştır.

Tarih herkesi haklı çıkaracak kadar çok ve çeşitli malzemeyle doludur. Uygun tarih bulamıyorsanız, uydurursunuz. Böylece ulusların oluşumu çok eski zamanlara kadar götürülür ve o zamanki büyüklüğe dönüş amaçlanır.

Habsburg İmparatorluğu’nun dağılmasının ardından oluşan ülkelerden birisi olan Yugoslavya’da da benzeri yaşanacaktır. Başlangıçta üç halkın –Sırp, Hırvat, Sloven- Yugoslav adıyla birleştirilmesinden oluşan bu ülkede dış sorunların yanı sıra halklar arasında sorunlar da bitmeyecektir.

Tito’nun Yugoslavya’sında özerklik, din ve dil serbestliği vardır, milliyetçilik geriletilmiştir ama uygun zamanda ve birkaç halkta birden yeniden ortaya çıkacaktır.

Halkların bir arada yaşayabilmesi ve yaşayamaması konusunda özellikle incelenmesi gereken bölge Ortadoğu değil Balkanlardır. Çok dilli, çok dinli (mezhepler dahil) ve genellikle güney Slavlarından oluşan halkların yıllarca bir arada yaşaması ama barışamaması, milliyetçiliğin bu alanda sürekli olarak verimli bir zemin bulması önemle incelenmelidir.

Unutulmaması gerekir ki, Osmanlı İmparatorluğu sonuçta bir Balkan devletidir. Kuruluşu ve gelişmesinde Balkanların rolü büyüktür. İmparatorluğun çökmesinde de Balkanlarda yaşanan kayıpların belirleyici rolü olmuştur.

Balkan ülkelerinin tarihinde yaklaşık 500 yıllık Osmanlı egemenliği vardır. 20. yüzyılın başlarındaki Anadolu’da da çok sayıda Balkan göçmeni bulunuyordu. Balkanlarda ulusal devletlerin kurulmasının ardından Türkler olarak adlandırılan Müslümanlar için zorunlu göç yolu görünmüştür. Çok sayıda insan göç ederken kalanlar da olmuştur.

Balkanlardaki karışık ve çatışmalı tarih başlıca üç yoldan denetim altına alınmıştır denilebilir.

İlki, imparatorluklardır. İmparatorlukların önemli varlık nedenlerinden birisi, bulundukları alandaki çatışmaları sona erdirmeleri, barış sağlamalarıdır. Üst otoritenin gücü daha aşağıdaki çatışmaları engellemektedir.

Bizdeki bazı tarihçilerin, Osmanlının egemen olduğu topraklarda barış vardı, belirlemesi bütün imparatorluklar için geçerlidir.

İkincisi, sosyalizm dönemidir. Balkanların geniş bölümünde 44-45 yıl süren sosyalist iktidarlar kurulmuştur. Bu dönemde milliyetler çatışmasının hiç olmadığı söylenemez ama geri plandadır. Mesela Romanya’daki Macar azınlığa sürekli baskı uygulanması gibi…

Üçüncüsü, bu ülkelerin artan oranda Avrupa Birliği’ne alınmasıdır. Burada da ekonomik-politik bir üst otorite vardır. Milliyetçilikler kaybolmamıştır, “büyük” olmak hevesleri durmaktadır ve ileride üst otorite zayıflarsa yeniden ortaya çıkacaktır.

“Halkların kardeşliği”, bunun nasıl sağlanabildiği ya da sağlanamadığı Balkanlarda açık olarak görülebilmektedir.

Bu bölgenin tarihini öğrenmeye başladığınızda ilk dikkati çeken halkların bitmeyen kavgasıdır.

Herkes kendi devletini kurduğunda da bu kavga bitmemektedir çünkü bu kez filanca bölgenin gerçekte kime ait olduğu kavgası başlamaktadır.