Şuanda 36 konuk çevrimiçi
44 yıl sonra bayılmak... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazartesi, 05 Aralık 2022 22:57


Geçtiğimiz hafta fena üşütmüştüm. İnsan özellikle de kışın üşütebilir, olur böyle şeyler ama bu üşütme beni fena çarptı, o kadar ki eve gelince resmen bayılmışım. Yatağa girdim ve derhal hem de saatlerce uyudum.

Aklıma 44 yıl önceki bayılmam geldi.

Yıl 1978 aylardan Ağustos. Hapse gireli bir yıl olmuş, Isparta hapishanesinde adli mahkumla birlikte yaptığımız isyanın beşinci günü…

Gece sabaha karşı koğuşlar basılmaya başlayınca hapishane sorumlusu olan İbrahim Yalçın ne olduğunu anlamak için dışarıya çıktı, onu hemen kaptılar ve tekrar görmedik. Kendiliğinden isyan başladı. Adli mahkum bu işlerde bizden daha tecrübeli olduğu için hemen maltayı eşyalarla kapattılar. Böylece kapıaltındaki jandarma tarafından görülemez duruma geldik. İki gardiyanı rehin aldığımız için baskın yapamıyorlardı. İbrahim Yalçın’ın geri getirilmesini de içeren talepler sıraladık, cevap yok tabii…

Hapishanenin iç hattından sürekli telefon geliyor. Elimizden kurtulan gardiyanlar telefon edip rehin arkadaşlarına bir şey olmaması için rica ediyorlar. Tamam, diyorum, bir şey olmaz. Rehin gardiyanlardan birisi zararsız bir adam ama diğeri, Bekir, bütün mahkumun diş bilediği bir tip. Başına güvenilir iki kişi diktim. Hiçbir yere kıpırdamayacaksın, dedim. Zaten adamda kıpırdayacak hal mi kalmış. Yalnız kaldığı anda bıçaklarlar, biliyor.

Gardiyanların başına bir şey gelirse, olayla ilgim olmasa bile sorumlusu ben olacağım, farkındayım. Neredeyse on aydır bu hapishanedeyim. Mahkum beni tanıyor. İçerisini epeyce yola koymuştuk. Dahası, önceki hapishane savcıları arada bir kaldığım koğuşa gelip herkesin içinde benimle sohbet ederlerdi. Hapishane savcısı adli mahkum için Allah katındadır. Bu nedenle adamlarla senli benli konuşunca önce inanmaz gözlerle baktılar, sonra sessizce dinlemeye başladılar. Hapishanedeki tek üniversite mezunu olduğumu savcılar da biliyordu, bu nedenle sohbet etmek için haftada bir kere koğuşa gelirlerdi.

Savcıların değişmesinin ardından hapishaneye baskın olmuştu.

Yiyecek doğru dürüst bir şey yok, oraya dikkat et buraya dikkat et derken iyice yorulmuşum. Biraz uzanayım dedim, gerçekte neredeyse bayılmışım. Silah sesleriyle uyandım. Beşinci günde jandarma içeriye ateş açmıştı. Üstümden birkaç kurşunun geçtiğini hissettim. Kurtuluş’tan okul kavgasından gelen bir arkadaş vardı, bacağından yaralandı, bir yaralı daha vardı, ardından jandarma içeriye girdi.

Kalktım. Jandarma komutanı yüzbaşı başıma dikilip Miro’yu sordu. Ne bileyim nerede? Biraz sonra tuvalette bulmuş, getirdi.

İbrahim’in yerini sordum, bilmiyorlardı. Biz de sürgüne gidecektik…

Yaklaşık bir yıl sonra İbrahim ile Selimiye Askeri Hapishanesi’nde karşılaşacaktık. Davamız İstanbul’a kalkmıştı. İçerde sadece dört kişi kalmıştık, herkes tahliye olmuştu. Birkaç ay sonra İbrahim de çıkacaktı. Kalan üç kişi, ben dahil, müebbet alacaktık ama dava karar aşamasına gelmeden bunlardan ikisi kaçacaktı.

1972’deki THKP-C davasından sonra ilk büyük davaydı ve tek kişinin müebbet alması ve hapiste kalmasıyla sonuçlanacaktı.

İbrahim Isparta’dan sonraki yolculuğunu şöyle anlatmıştı. Bunu ilk kez anlatıyorum.

Bindiriyorlar hapishane arabasına ve gidiyorlar.

Nereye gidiyoruz, diye soruyor; hamama diyorlar.

Sevklerde nereye gidileceği söylenmez. Aynı kural burada da çalışıyor ama yolda başka bir şey oluyor.

İbrahim’in fena halde çişi geliyor. Elleri arkadan kelepçeli ve mühürlü. Kelepçeyi açamayız, yasak, diyorlar. Ne olacak peki?

Bir müddet sonra İbrahim “artık tutamayacağım” diyor. Arabanın içine işeyeceğim. Pantolon da araba da berbat olacak.

Başçavuş bakıyor ki yapacak başka şey yok. Arabayı durduruyor. İbrahim ile biraz uzağa gidip işetiyor.

Gırgır bir adam… “Bunu unutmazsın, Türk askerinin eline verdim dersin artık” diyor.

İbrahim de “arabaya işesem daha mı iyi olurdu?” diyor.

Karşılıklı gülüyorlar.

Böylece İbrahim de kurtuluyor, araba da işenmekten kurtuluyor.

Sonuçta Amasya’ya varıyorlar.

Orada isyanın hala sürdüğünü öğreniyor.

44 yıl sonra ilk defa bayıldım…

Neyse kendimi topladım sayılır…