Şuanda 23 konuk çevrimiçi
BugünBugün350
DünDün935
Bu haftaBu hafta5286
Bu ayBu ay29235
ToplamToplam10107735
Sadece giden mi önemlidir? PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazar, 31 Aralık 2023 18:13


Bir düşünce tarzı var ki, tümüyle yanlıştır: sadece gidene –diyelim masrafa- bakar, geleni ya da o masrafın getirisini dikkate almaz.

Bu düşünce tarzının örneklerinden birisi Suriye politikasıdır.

Denilir ki, TC bu konuda büyük masraf yaptı ve halen de yapmaktadır.

Evet öyledir ama hepsi bu kadar mıdır?

TC, Suriye’deki savaştan büyük kazanç sağladı ve bunu sürdürmektedir.

Halep’teki dokuma atölyeleri sökülüp Türkiye’ye taşındı, Antep ve Nizip’te TC ekonomisi çerçevesinde üretiyorlar ve ihracat yapıyorlar. Suriye burjuvazisinin bir bölümü önemli boyuttaki servetini de Türkiye’ye getirdi.

Türkiye, Afrin zeytinyağını ihraç ediyor ama buradan sağlanan kazanç önceki örneğe göre az sayılır.

Avrupa Birliği’nden öncelikle Suriyelileri ülkede tutmak için her yıl yüksek miktarda para alıyor.

Suriyeliler en ucuz işgücü durumundadır. Afrika ülkelerinden gelenler de var ama Suriyeliler ön plandadır.

Bütün bunlar kazanç değil midir?

Neden sadece gidere bakıyorsunuz, o giderin getirdikleri bulunuyor.

Gelen gidenden fazladır.

Gelir-gideri sadece ekonomik olarak değerlendirmek de doğru değildir. Suriye’nin yüzde 15-20’sini ilhak eden, bu alana yerleşen Türkiye büyük politik avantajlar da sağlamıştır. Ortadoğu’daki fonksiyonu artmıştır.

İkinci örnek; DEM sözcülerinden birisi Kürtlerle yapılan savaşın maliyetini çıkarmış ve “neden bu kadar para harcıyorsunuz?” diye soruyor.

Yine aynı yanlış düşünce tarzı; sadece gidene bakıyor, geleni dikkate almıyor.

Kürtler genelleştirmesi doğru değil öncelikle; hangi Kürtler diye sormak gerekir.

AKP’li Kürtler de var, yüksek sayıda korucu var, Barzani ve Talabani yandaşları var; bunların hepsi Kürttür.

Bunu geçip gidene ve gelene bakalım.

DEM sözcüsü haklı, Türkiye yıllardan beri sürdürülen savaşta büyük masraf yaptı ve halen de yapmaktadır.

Bu konunun bir tarafıdır.

Türk ordusunun statüsü büyük oranda yükseldi. Profesyonel askerlik hayata geçirildi. Bu ordu karşı gerilla savaşı konusunda dünyanın en tecrübeli orduları arasındadır.

Silah sanayisi kuruldu ve artan oranda silah ihraç edilmektedir.

Silahlı insansız hava aracı konusunda bilgisiz olan Türkiye, yıllarca İsrail’den Heron adı verilen araç kiralamıştı; şimdi kendisi yapıyor ve silahlı insansız hava aracı da üretebiliyor.

Bu savaş olmasaydı bunları yapabilmesi yıllarca sürerdi.

Obüs gibi diğer önemli kara silahlarını da üretmeye başladı.

Yıllardır süren bu savaş halkın kimyasını değiştirdi, derseniz, haklısınız derim.

Türkler eskiden bu kadar saldırgan, bu kadar milliyetçi değillerdi.

Bu kayıp, para kaybından daha önemlidir.

Neo liberalizmin etkisiyle her şeye para karşılığı değerlendirme yapılıyor.

Yapılan masrafın karşılığı bazen fazlasıyla geri geliyor.

Konuyu masraf temelinde değerlendirmekle yetinmek yanlıştır.

Türkiye, ülke sınırları içindeki savaşı kazandı. Savaş Irak ve Suriye’de sürüyor.

Türkiye daha önce sadece İsrail ve ABD tarafından yapılan SİHA’larla nokta operasyonlarında uzmanlaştı.

Eklemek gerekir: Misakı Milli genişledi. Kuzey Irak, Kuzey Suriye, Kuzey Kıbrıs, Katar ve Somali’deki büyük üsler, Azerbaycan’daki askeri güç…

Ve hala aynı anlayış sürüyor…

Yine bir DEM yetkilisi, “Türkiye Kürtlerle anlaşsaydı Ortadoğu’nun en güçlü devleti olurdu” dedi.

Yıllar önce de Öcalan, “Misakı Milli’yi birlikte genişletelim” demişti.

Açık cevap verilmedi ama pratikte cevap vardı: bunun için size ihtiyacımız yok, kendi gücümüz ve Barzani ile işbirliği içinde yaparız.

Türkiye zaten Ortadoğu’nun, İran ile birlikte, önde gelen devleti durumundadır.

Bakmayın bağırıp çağırmalarına, İsrail ile yıllardır süren stratejik işbirliği vardır.

1990’lı yıllarda Türk ordusunun ilk modenizasyonunu yapan İsrail’dir. Savaş uçaklarının elektronik araçlarla donatılması ve gece görebilecek duruma getirilmesi İsrail ile yapılan askeri anlaşmayla mümkün olmuştur. (Bkz. Alt Emperyalizm ve Türkiye kitabı.)

Sözün kısası, önemli konuları esas olarak ekonomik çerçevede değerlendirmek doğru değildir. O bile yanlış yapılmakta, sadece harcamaya bakılmakta, o harcamayla kazanılanlar dikkate alınmamaktadır.

“İyi yıllar ve sonrası” yazısında da belirtmiştim: Türkiye bu savaşın sürmesinden yanadır. Daha az şiddetli olarak sürmesinden yanadır ve on yıl kadar öncesine bakarsanız şiddet düzeyinde düşme vardır. Resmi sınırlar içindeki silahlı savaş büyük oranda bitmiştir, dışarıdaki şiddetlenmiştir.

Suriye kaynaklarının yağmalanmasında Türkiye’nin diğer marifetlerinin ekonomik boyutunu tam bilmediğim için söz etmedim ama vardır.

Ekonomik olarak bakarsanız savaşın kazancı masrafından fazladır.