Şuanda 52 konuk çevrimiçi
BugünBugün395
DünDün935
Bu haftaBu hafta5331
Bu ayBu ay29280
ToplamToplam10107780
Bir rezalet ve büyük silah alımı PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Salı, 30 Ocak 2024 20:54


Şubat 1977… Gününü hatırlamıyorum. Ankara Topraklık Ülkü Ocakları baskınında az kalsın iki kişiyi kaybediyorduk. Birinde otomatik silah –ABD yapımı She-, diğerinde 14’lü tabanca var. Otomatik silah birkaç kere tutukluk yapıyor. Bunu gören faşistler saldırıyor… Neyse ki öbür arkadaş iyi silah kullandığı için geleni indiriyor ve kurtuluyorlar.

Bizim açımızdan tam bir rezalet…

Eylem kayıp verilmeden yapıldı ama otomatik silahın tutukluk yapması geçiştirilemeyecek kadar kötü bir olay…

O sırada Yüksel ölmüş, Rıza yakalanmıştı.

Elbet bir yerlerden yüksek miktarda para alacağız ve çoğunu silaha yatıracağız. Hemen böyle karar verdim.

She marka otomatik silah çok az para çıkan ilk soygundan sonra Antakya üzerinden alınmıştı.

Bu kez Karadeniz üzerinden alacaktım. Oradaki arkadaş haber göndermişti, öyle hatırlıyorum.

Çok büyük olmasa da büyük para işi yaptık ve ben cebime 100 bin liradan fazlasını koyup Samsun civarında iki gözü görmeyen arkadaşın yanına gittim. Adını yazmıyorum, kolayca tahmin edilebilir.

Önceden araştırma yapmıştım, geçen seferki gibi ne bulursak onu almayacaktık. Otomatik silah Fransız yapısı, şarjörü namlunun altına yatan, şehirde taşınması kolay cinsinden olacak; 14’lüler ise Arjantin yapısı… Ya da Arjantin 14’lüsü diye biliniyorlar.

Parayı verdim. Tamam, dedi. Silahları İstanbul’da teslim alacağım.

Her birinden kaç tane ısmarladığımı hatırlamıyorum ama her bölgeye bir otomatik, iki 14’lü hesabı yaparak toplamı çıkarmıştım.

İki hafta kadar sonra haber geldi. Kartal civarında bir eve gittim. Hepsi bir çuvala doldurulmuştu. Ağırdı ama tek kişi taşıyabilirdi. Taksi çağırdım. Akşam saatleri olmasına dikkat ettim. Boğaz Köprüsü’nden geçecektik. Kontrol olma ihtimali olan tek yerdi, akşam trafiğinde geçerdik.

Köprüye geldik ve polis kontrolü var. Bu saatte olmaması gereken bir şey…

Silahlıyım ama ortalık açık arazi, kurtulma şansı yok.

Sakince oturdum. Taksiler aranmıyordu, geçtik.

Yakınlarda bir okulda faşistlerle devrimciler arasında kavga olmuş, yaralananlar varmış, bu nedenle minibüsleri arıyorlardı.

Sonra silahları bölgelere dağıttım.

Konuyu o ve ben dışında kimse bilmiyordu ve bilmedi de.

İkimiz de değişik zamanlarda örgüt operasyonlarında yakalandık, konu ortaya çıkmadı.

Daha önce nereden nasıl silah aldık, acayip silahlıyız filan gibi hava atmaya kalksaydık, ki çok arkadaşın hoşuna da giderdi, çok geçmez başımıza durduk yerde dert açmış olurduk.

Aradan yaklaşık 30 yıl geçtikten sonra yanlış hatırlamıyorsam bu silah alımından Haydar Kılıç’a söz etmiş, o da inanamadığı için bana sormuştu. Doğruluğunu onaylamıştım.

İnsanlara gereksiz bilgi vermemenin iyiliklerinden birisi de böyle yaşanmıştı.