Şuanda 75 konuk çevrimiçi
BugünBugün2450
DünDün3327
Bu haftaBu hafta2450
Bu ayBu ay50487
ToplamToplam10518911
İkinci hapishane hayatım (2) PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Cumartesi, 04 Mayıs 2024 16:10


Mutlaka hakim tarafından da sorgulanacaktım. Kesinlikle Türk olduğum anlaşılmamalıydı çünkü o zaman terörizm saptamasıyla Türkiye’ye iadem gündeme gelirdi. Birkaç gün önce bayilerdeki İngilizce gazetelerin başlıklarına bakarken Belçika’da FKÖ temsilcisinin öldürüldüğünü okumuştum. En iyisi Filistinli olmaktı…

Suriye’dekilerin derdi beni yakalatmaktı, bunu açık olarak anlamıştım. Normalde İsviçre’ye girerken yakalanmam gerekirdi ama daha sonra yakalanmıştım.

Hemen ertesi gün hapishane içindeki bir binada sorguya götürdüler. Karşımda gençten bir hakim, yanında da kadın tercüman. İngilizceden Almancaya çevirecekti.

Bu çok iyiydi, zira Arapça bilmiyordum…

Filistinli olduğumu, İsviçre’de kalmak gibi niyetim bulunmadığını, buradan Fransa’ya  geçeceğimi anlattım. Neden buraya gelmiştim, çünkü TC pasaportuna vize yoktu. Güvenliğimden siz sorumlusunuz gibisinden de laflar ettim.

Bunlar panikledi. Esas olan Filistinli olduğuma inanmalarıydı, inandılar.

Birkaç gün sonra yine sorguya çıktım. Aranıp aranmadığımı değişik ülkelere soracaklardı.

İtiraz ettim: her ülkeden cevap gelinceye kadar bir yıl geçerdi.

Sadece Mısır’dan cevap bekleyeceklerdi.

Bu gayet güzeldi.

Yakalandığımı anlasınlar diye Suriye’de nereden geldiğimin adresini de verdim. Yapacakları bir şey yoktu ama yakalandığımı bilmeliydiler.

Sonra bekleme başladı. Hapishane kütüphanesinden hepsi İngilizce olan birkaç kitap istedim. Kitap listesinde Türkçe kitaplar da vardı ama ben Türkçe bilmiyordum! Mutlaka hangi dilde okuduğuma dikkat edeceklerdi.

Yaklaşık iki hafta sonra yeniden sorguya çıktım. Cevap gelmişti, aranmıyordum.

Sahte pasaportla yakalandınız, suçunuzu kabul ediyor musunuz, diye soruldu.

Reddedecek halim yoktu herhalde…

Bu arada Fransız konsolosluğuna vize başvurusu yaptığımı da öğrenmişlerdi.

“İsviçre’de bir şey yapmak için sahte pasaport taşımakla, buradan geçmek için taşımak farklıdır” dedim.

Cevabı pek beğendiler.

Hakim tahsilimi sordu. Üniversite desem, hangisi diye soracak, Ankara’daki ODTÜ olamaz tabii… Liseden terk, dedim.

Siz bir kanun maddesinin farklı yorumları olabileceğini biliyorsunuz, bunu lisede öğretmezler, dedi.

Özel eğitim gördüğümü söyledim.

Suçumu kabul ettiğim için dört gün erken hapishaneden çıkıp yabancılar polisine teslim edildim.

Polis şefi, yine İngilizce konuşuyoruz, “seni Suriye’ye gönderelim” dedi.

Kesinlikle kabul etmedim, Fransa’yı istedim.

“Kimliğin yok, nasıl gideceksin” dedi.

Bana kimlik yerine geçecek bir şey veremezler miydi?

Mümkün değildi. Sadece Almanca yazılı birkaç kağıt verdiler. Kağıtta sahte kimlikle yakalanmam anlatılıyordu.

Kalan paramdan Paris bileti aldılar ve beni trene bindirdiler.

Yolda bundan sonra ne yapacağımı düşündüm. Yeniden yakalanmak hiç hoş olmayacaktı.

Tren Basel’da durdu. Coğrafya bilgimi yokladım, burası sınırdı. İnse miydim? Sınırı bir yolunu bulur kaçak geçerdim ama ya sonra… Paris’e yürüyerek gidemezdim. Yeni bir bilet almaya param yetmezdi. Otur bakalım, ne olacak!

Tren kalktı ve pasaport polisi geldi. Ayağa kalkıp İngilizce olarak “İsviçre polisi pasaportumu aldı, bana bunu verdi” diye kağıtları uzattım. Polis belli ki Almanca bilmiyordu. Kağıtlara baktı, geri verdi ve dönüp gitti. Beni İngiliz zannetmişti anlaşılan…

Bir an resmen aptallaştım…

Fransa’ya girmiştik ve Paris’e gidiyordum.

Kimi bulacaktım? Bana verilmiş tek isim vardı: Strassbourg Saint Denis semtinde Şefik Kimyon’un konfeksiyon atölyesi…

Hiç bilmediğim bir kent…

Sürecek…