Şuanda 163 konuk çevrimiçi
MİHRAC URAL - BELGELER VE YALANLAR PDF Yazdır e-Posta
İbrahim Yalçın tarafından yazıldı   
Cumartesi, 24 Nisan 2010 04:58


Düşünebiliyor musunuz? İki senedir Mihrac Ural’ı yazıyorum. İki sene daha yazabilirim.

Mihrac Ural, Türkiye devrimci hareketi içersine sızdırılmış bir Muhaberat ajanıdır. Devrimci hareketimiz,THKP-C (ACİLCİLER) içersine Muhaberat tarafından yerleştirildi.

Suriye istihbarat örgütü Muhaberat’la ilk ilişkisi, 1976 ortalarında başlıyor. Bu ilişkiyi sağlayan kişi; Uruba hareketi kurucularından Babası Zeki el kasım Ural’dır. Baba, Zeki el Kasım’ın, Suriye Baas partisi kurucuları ve Suriye eski sağlık bakanı ZEKİ EL GAMİN ve MUHAMMED EL ZARKA ile Suriye’de kol kola çekilmiş  resimlerini yayınlayarak bu işbirliğini açığa çıkartmıştık. (Bu ilişkinin detaylarını öğrenmek için…

http://thkp-c-acilciler.blogspot.com

dan “Mihrac Ural Suriye ajanıdır işte belgesi” adlı yazıyı  okuyabilirsiniz)

1976 ortalarından itibaren hareketimiz içersine sızdırılan Mihrac Ural adlı Suriye ajanı, Acilciler’in Hatay örgütlenmesini, Suriye adına kullanmakla işe başlıyor.

Mart 1978 tarihinde Türk polisi tarafından yakalanır yakalanmaz, MİT’le anlaşarak,kısa zamanda salıverilecegi garantisiyle, Acilcileri tasfiye etmeye yemin ediyor, ‘’acilcileri ehlileştirdim’’ diye , H.ŞENOL ile çetleşmelerinde bunu itiraf ediyor)

‘Ser verdim sır vermedim’(!) diye, 30 senedir yalan söyledigi bugün alenen açıga çıktı ve tüm pis ilişkileri deşifre ediliyor.

Yakalanır yakalanmaz, örgütümüzün  merkezi eylem kadrolarından  NEBİL RAHUMA yoldaşı ele vermekle işe başladı. Nebil’i ele vermekle bir taşla iki kuşu birden vurdugununu sanıyordu. Bir taraftan polisle anlaşmış, Türk polisine güven vermiş olurken, aynı zamanda da Hatay örgütlenmesi içersinde kendisine rakip olarak gördügü, Nebil Rahuma’dan kurtulmuş(!) oluyordu. Nebil Rahuma’nın, muhaberat adına çalışan bir Mihrac Ural’ı deşifre edecegini biliyor ve bir an evvel Nebil’den kurtulması gerekiyordu.

Mihrac Ural yakalanır yakalanmaz polis ve Mit’le anlaşarak uyduruk bir ifade ile ve kısa zamanda salıverilecegi garantisi ile cezaevine geldi.

’Ser verdim sır vermedim’’ diye, bizlere, yarım sayfalık(!) bir polis ifadesi gösterdi. 21 gün işkence’de kaldım demedi. Bir haftalık göz altı sonrası tutuklandıgını biliyorduk. 30 sene sonra, Ankara-İstanbul arasında ‘’21 gün dolaştırıldım, işkenceden dolayı her tarafım parça parça oldu’’ diye yazmaya başladıgı için araştırmalarımızı derinleştirdik. Yalan söylüyordu. ‘’Ser verdim sır vermedim’’ diyen adamın, Ankara emniyet müdürlügünde, Mustafa Burgaz’a ‘’ kabul et, önemli degil’’ diye bağırdıgını M.Burgaz’ın  anlatımlarından ögrendik. M. Burgaz, Ankara emniyet müdürlügünde kendisine sorulan soruları  reddederek KABUL ETMEZKEN, Mihrac Ural’ın, kendisine bağırarak ‘’KABUL ET ÖNEMLİ DEĞİL’’ diye israr ettigini ögrendik.

Polis’te, ‘’ ser verdim sır vermedim, adımı bile söylemedim onlar belgelerden buldular’’ diyen adam, Aynı anda sorgulanan  ve direnen yoldaşına KABUL ET diye nasıl bagırabilir? Bunu söyleyen bir kişi nasıl olur’da ‘’ adımı bile kabul etmedim, onlar belgelerden buldu, kendileri yazdı’’ diyebilir. Bu mümkün mü?

Mihrac Ural, 1978 tarihinde yakalandıgı zaman, kendisiyle birlikte yakalanan herkesi HATAY emniyetine götürdüler ve orada da sorguladılar. Mihrac URAL  götürülmedi. NEDEN.?

’İsteseydim, Hatay’ı bir günde ayaklandırırdım’’ diye böbürlenen bir adam, Ankara’da yakalanıyor ve Hatay’a götürülmüyor da Ankara –İstanbul arasında 21 gün dolaştırılıyor(!) Olacak iş mi bu? Bu palavralara inanacak bir kişi çıkar mı?

Mihrac Ural ile birlikte, M. BURGAZ ve Ege bölgesinden BİNBAŞI EŞBER ‘de yakalandı. M. BURGAZ ile birlikte, Hatay örgütlenmesiyle hiçbir ilgisi olmayan Binbaşı EŞBER bile, Ankara’dan Hatay’a götürülüp sorgulanırken, Mhrac Ural götürülmedi. (MİT tarafından gizlice götürülmüş olması büyük ihtmaldir. Resmi olarak götürüldügüne dair kayıt yoktur)

Mihrac Ural, resmi olarak 10 mart 1978 de Ankara’da yakalandı. Yakalanmadan birkaç gün önce, Samsun’da idi. Bursa’da idi.

Cezaevine geldigi zaman, bize bunlardan hiç bahsetmemişti.

Samsun ve Bursa’da oldugunu gizledi, kesinlikle bahsetmedi.

30 sene sonra, MSN’de  tanımadıgı kişilere, sırf ‘’hava atmak, kendini büyük göstermek için, Bütün Türkiye’yi örgütledim’’ diye yazarken, SAMSUN ve BURSA’dan söz ettiğini ögrendik ve peşine düştük.  Kör düğüm çözülmeye başlamıştı...

30 sene öncesinin gazete arşivlerini taradık ve Orada, Mihrac Ural’ın Ankara’dan önce SAMSUN’da’da YAKALANDIGI haberini ögrendik. Sadece Samsun değil, kimi gazeteler BURSA’da yakalandıgını da yazıyordu. ( Bu haberlerin küpürlerini de bu sitede yayınladık)

Mihrac Ural hain’inini deşifre etmek elbette kolay olmadı. Hala inkar ettigine bakmayın, biz bunları yazdıkca o, yavaş yavaş çözülmeye başladı bile...

30 sene sonra ilk kez yazmak zorunda kaldı. Bursa’ya gittigini ve orada resimlerinin çekilmiş oldugunu, bu resimleri kendisine Ankara emnıyet müdürlügünde gösterdiklerini anlatmaya başladı.

30 senedir bunarı gizleyen adam, 30 sene sonra, köşeye sıkıştı ve itiraf etmeye başladı. Hala yalan söylüyor. Bursa’da Genelev önünde çekilmiş resimleri var. Üzerinde kimlik olmadıgı için ‘’genelevi’’ne sokmuyorlar ve kapıda arkadaşlarını bekliyor. Düşünebiliyor musunuz. Türkiye’nin heryerinde aranan adam kimliksiz dolaşıyor(!) Bu mümkün mü? Elbette mümkün değil.

Mihrac Ural, Bursa’da polis’in elinde idi. Dolaştırılıyor ve takip ediliyordu. Herhangı bir kaçma olayına karşı’da, tedbir olarak, kimliği kendisinde degil polisin elindeydi. Polis gözetiminde dolaşıyor ve kimlerle ilişki kuruyorsa takıp ediliyor ve fişleniyordu. Bursa ve Samsun operasyonları böyle oldu.

SAMSUN, BURSA, ANKARA, İSTANBUL ve HATAY operasyonlarında KÖSTEBEK, Mihrac Ural’dır.

Mihrac Ural, hapıshanede hiç bir zaman kaçmaya yeltenmedi ve kaçırılması için yapılan teklifleri reddetti.

Şu an İsviçre’de yaşayan ve örgütümüzün adana bölgesi miltanlarından ABDULKADİR KATKAT anlatıyor. ‘’Mihrac Ural, Denizli çezaevinde iken, ALİ ÇAKMAKLI ile ziyaretine gittik ve orada kendisini kaçırma teklifinde bulunduk, reddetti ve tahliye olacagını söyledi’’ diye anlatıyor.

Sadece Abdülkadir Katkat degil, kaçırılma tekliflerini her seferinde reddederek ‘’ ben yakında çıkacagım ‘’ dedigini hepimiz biliyoruz.

‘’Ben konuşmadım(!) ve yakında tahliye olacagım’’ diyordu. Buna karşın, sonraki gelişmeler, bu adamın tahliye beklentisinin tersine gelişmeye başlamıştı. Mihrac Ural hakkında, en az 200 kişinin ifadesi vardı ve kısa zamanda tahliye olamayacagı anlaşılıyordu.

Adana cezaevinde kaçmak zorunda kalışı bu nedenle zorunlulugun bır sonucuydu.

12 eylülden bir kaç ay önce, neredeyse  arkasından itilerek dışarı çıkartılan Mihrac Ural, iki gün Türkiye de kalmadı ve ‘’benim mutlaka yurt dışına,Suriye’ye gitmem gerek’’ diyerek, Adana bölgesindeki yoldaşları taciz etti ve kaçışının üçüncü günü apar topar Suriye’ye gıttı. (Adana bölgesinden Ahmet Yiğenler’in hanımı N. yoldaş bu durumun canlı tanıgıdır. Kaçırılışından, yurt dışına çıkarılışına kadar geçen iki gün içersinde yanında bulunuyordu)

Türkiye’de, sınıf mücadelesinin doruklarda seyrettigi, devrim ve karşı devrim güçleri arasındaki sokak  çatşmalarının en yogun oldugu  1980 döneminde, iki gün, ülke içersinde kalamayacak kadar korkuyor ve tirtir titriyordu. Bunun nedeni çok sonra anlaşıldı. Korkunun nedeni; Mihrac Ural’ın bir kez daha yakalandıgı taktirde, Televizyona çıkartılarak , teslim olun çagrısı yapmak zorunda kalacaktı. Bu ihaneti açık açık yapmak zorundaydı, çünkü ilk yakalanışında polisle anlaşmış, hapishanede oldugu süre içersinde bile, dışardaki yoldaşları yakalatmak için işbirligine devam ediyordu.

Mihrac Ural’ın, içerde oldugu dönemde bile, Nebil Rahuma’ya pusula göndererek 2. kez tuzaga düşürerek yakalattıgı açıga çıktı.

Mihrac Ural tarafında, Nebil Rahuma yoldaşa yollanan el yazılı pusulaların, kimlerle yollandıgı  bugüne kadar bilinmemektedir.  Bu pusulaları getıren kişiyi hiç kimse tanımamaktadaır. Bu kişi yada kişiler büyük olasılıkla polis yada MİT elemanlarıdır.

Mihrac Ural, hapishanede de polise çalışmaya devam etti.

Hapıshanede iken Türkiye sorumlusu olarak atadıgı ve örgütün tüm birimlerine yollayarak kendisine rapor getirttigi kişi TACETTIN SARI’’dır.

Tacettin Sarı’nın da, daha sonra Suriye adına çalışan bir ajan oldugu anlaşıldı. Tacettin sarı ‘da, tıpkı Mıhrac gibi 12 Eylül’den önce kimseye haber vermeden Suriye’ye gıttı ve Suriye istıhbarat örgütü Muhaberat ‘ta çalışmaya başladı. Mihrac Ural dışında herkesle tüm ilişkilerini kesti.

Tacettin Sarı’nın, Suriye’ye kaçtıgı dönem, Örgüt tarafından hakkında cezalandırılması yönünde bır karar alınmıştı ve bu kararın altında Mıhrac Ural’ın da imzası vardır. Buna karşın, biz bu durumu deşifre ettikten sonra, Suriye’de, Tacettin Sarı’dan bir açıklama(!) geldi. Tacettin Sarı, ‘’..Ben Suriye’ye,  Mıhrac Ural’ın onayı ve talimatları dogrultusunda gittim’’dedi.

Böylece, ihanetin öbür yüzü de çözülmeye başladı. Mıhrac Ural ile Tacettin Sarı’nın, Suriye’deki ilişkileri de buna eklendiği zaman, sorun net bir şekilde anlaşıldı.

Mihrac Ural-Tacettin Sarı ikilisi, taa Türkiye’den beri Suriye hesabına çalışan iki ajan’dı. Tacettin Sarı, Mihrac’ın cezaevinde oldugu dönem, Ülkenin her yerini dolaşarak örgüt militanlarını tanıyarak, haklarında rapor tutarak Mihrac Ural’a vereb adamdır.

Türkiye Sorumlusu(!) sıfatıyla bütün ülkeyi dolaşarak herkesi tanıyan ve rapor eden bu adam’ın, Acilciler adına hiçbir eylemde yer almamış olması son derece dikkat çekicidir.

Tacettin Sarı’ın, Mihrac Ural’ın talimatı dogrultusunda Suriye’ye gider gitmez Muhaberat görevlisi olarak resmen işe başlaması, onun, örgütümüzün Türkiye sorumlusu oldugu dönem de bile  resmi Muhaberat elemanı oldugunun açık kanıtıdır.

Mihrac Ural’ın arşiv (!)tutma merakı, ta hapishane’de başlamıştı.

Tacettin’den aldıgı raporlar üzerine, kendisine körü körüne baglı çalışmayacagına inandıkları militanların tasfıye süreci ta o dönemde başladı.

Ali Çakmaklı sağ oldugu müddetce, Adana bölgesinin, Mihrac’ın kontrolüne girmeyecegi anlaşılmıştı. Adana cezaevinde, Ali Çakmaklı hakkında Mihrac Ural tarafından yazılan ‘’karanlık Adam’’ adlı yazı bu nedenle yazıldı ve bu yazıdan sonra Ali Çakmaklı öldürüldü.

Ali Çakmaklı’nın ölüm emrini veren MİHRAC Ural adlı devrimci katili’nin ileri sürdügü tüm iddialar yalan ve haince yapılan kurgular üzerine kurulmuştu.

Ali Çakmaklı’nın Polis(!) olduguna dair ileri sürülen iddiaların en başında, ‘’Ali Çakmaklı, Bursa’ya gitti ve ardından, polis operasyon yaptı’’ denilmekteydi. 30 sene sonra, Bursa’ya, Ali Çakmaklı’nın degil, Mihrac Ural’ın giitigi anlaşıldı.

Ali Çakmaklı’nın, öldürülmeden az önce yaralı olarak hastahanede kaçırılmış olmasını, Polis’in organize ettigi(!) yazılıyordu. Halbuki, Ali Çakmaklı, şu an hayatta olan yoldaşları tarafından Doktor elbisesi giyilerek  kaçırılmıştı. Ali Çakmaklı yoldaşı hapishaneden kaçıran A.K ve A.Y. hala hayatta’dırlar.

Öte taraftan, Ali Çakmaklı öldürüldügü zaman üzerinde çıkan pasaport’un bile, polis tarafından kendisine verildigi yazılmıştı. Oysa bu pasaportu Ali Çakmaklı’ya çıkartan kişiler örtütümüzün Kayseri ve Antakya biriminden sorumlu yoldaşlarımızdı. Bu kişiler hala hayattadırlar ve Pasaport’un kendileri tarafından çıkartılmış oldugunu açık açık söylemekten çekinmemektedirler.

Bunlar BELGE değil de nedir peki?

Bütün bu gerçekler ortaya çıktıktan sonra kıvırtacagı hiç bir alanın kalmadıgını gören devrimci katili Mihrac Ural, Ali Çakmaklı cinayetinden haberinin olmadıgı(!) YALANINA sarılmaya başlamıştır.

Mihrac Ural,30 sene sonra bu cinayetten haberim yok(!) diyebiliyor. Utanmadan, bu olayı Adana bölgesindeki taraftarların üzerine atmaya çalışıyor. ‘’ Ali’yi çok severdim yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmezdi’’ diyebiliyor.

Tıkpı, Nebil Rahuma’nın yakalatılma olayında söyledigi yalanları gibi, kelimelerini bile degiştirmeden tekrar ediyor. Oysa, 1982 tarihinde Cephe dergisinde kendisi tarafından yayınlanan yazısını defalarca yayınladık ve sorduk. Bu yazıyı kim yazdı? Dedik. Cevap vermiyor. Veremiyor. Altında imzası bulunan yazıya bile sahip çıkamayacak kadar ödlek bir pislik oldugu anlaşılıyor.

Mihrac Ural 1978 de yakalandıgı zaman, çok büyük bir ihtimalle, MİT, Mihrac ve Muhaberat arasındaki ilişkiyi biliyordu ve bu ilişkiyi bilmesine ragmen bu duruma göz yumarak kendisiyle çalışmaya ikna etti.

1978 tarihinde başlayan Mit-Mihrac Ural ilişkisi halen DEVAM ETMAKTEDİR. Bu işbirliğinin ipuçları M.Ural’ın eylemleridir.

Bu yazı dizisinde Mihrac Ural’ın kendi kaleminden örnekler vererek  bu pis işbirligini bir kez daha gözler önüne serecegiz.

MİHRAC URAL İTİRAF EDİYOR.

(Nebil Rahuma’nın katilini yakaladık)

Evet, aynen bunları yazıyor. Çetleşmelerinde aldık. Kendi kaleminden oldugu gibi aşagıya aktarıyorum.

 

‘’...bu anıyı buldugun iyi oldu, recep yoldaşın ispartaya nereden geldiğini hatırlamaya çalışyordum, nebili anımsadım ki çok önemli anılarım var bu yiğit insanlan, katledenler, en yakın arkadaşları suçu da, ayrılıktan sonra iki ayrı örgüt olan bizlerle bağını koparmaması yahu nebil benim ikizim yahı ol tesadüf biz içerdeyten HDÖ ile kopma olunca o yerde olduğundan onlarla bir arada olmanın kefaretini

hayatıyla ödermi insan. katili yakaladık ama ona zarar vermedik, anlattık anlattık. ama giden gelmiyordu, katili katletsek te gelmiyecekti. lanet savurdak yüzüne tükürdü git allah belanı versin dedik..’’

Görülyor. Adam açık Açık yazıyor.’’ Nebil’in katilini bulduk’’ diyor.

Peki,  madem Nebil’in katilini buldun, Bu zamana kadar AİLESİNE NEDEN HABER VERMEDİN?

Nebil Rahuma yoldaş’ın ailesi yıllardır ogullarının yaşayıp yaşamadıklarını öğrenmek için çırpınıp dururken, sen bu gerçegi bıldıgın halde neden iki adim ötedeki ailesine hiçbir açıklama yapma geregi duymadın.?

Sen Nebil’i bu kadar çok seviyordun öyle mi?

Burada acık acık ne yazıyor? Nebil İlişkiyi bizimle kesmedigi için öldürüldü diyor. Ama daha on gün önce. Nebil, İbrahim Yalcın’a altın verdı dıye olduruldu demıyor muydu. 1982 tarıhınde, Nebil ‘’ Öldürülen bir mit polısıne karşılık (ali çakmaklıyı kasdederek) kendi arkadaşları tarafından mısılleme olarak öldürüldü demiyor muydu) Hangisi doğru bunların?

Nebil’in Katilini yakalamış(!) ve yüzüne tükürüp bırakmış.

SORUYORUM: NEBİL RAHUMA yoldaşın KATİLİ KİM?

‘’Yakaladık konuştuk, anlattık, giden geri gelmiyordu, yüzüne tükürdük bıraktık’’ dediğin KATİL kim? Söyle bakalım. Bu katil’in adı ne?

Mihrac Ural , bu sorulara cevap vermiyor, veremez. Çünkü YALAN söylüyor. Bu adamın hiç bir sözü gerçek degildir. Bu pislik adam, 30 senedir örgütümüze yalan söyleyen bir muhbir, bir ajan ve bir ahlaksız hırsızdır.

Mihrac Ural’ın BLOG’unda ismi geçen kişileri UYARIYORUM. Kimin Blogunda yazdıgınızı, isminizin kimlerle yanyana oldugunu bilin. Sizler, bir devrimci katilinin, bir MİT işbirlikcisi, bir muhaberat ajanı tarafından kullanılıyorsunuz.

Mihrac Ural’ın kendi kaleminden aktaracagız. Kim oldugunu, ne için mücadele(!) ettiğini, kendi kaleminden yazacagız.

Bu yazı dizisi, belli bir süre devam edecektir. Mihrac Ural’ın kendi Blog’unda yazan kişiler hakkında bile neler söylediğini ögreneceksiniz. Ögrenecek ve kimle muhatap oldugunuzu daha iyi anlayacaksınız.

Devam edecek.....