Şuanda 44 konuk çevrimiçi
BugünBugün551
DünDün3071
Bu haftaBu hafta7654
Bu ayBu ay79853
ToplamToplam5592717
Casus belli PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Pazar, 04 Ocak 2009 20:32


Soru sudur: Trablusta olen uc arkadas Israile karsi savasirken degil, Filistinlilerin arasindaki savasta Suriye safinda savasirken olduler. Hanna bu pis savasa katilmaya karsiydi. Orgut karari olarak katilinacagi iletildi. Bu karar ayni zamanda Mihrac Urala aittir ve savasa katilindi.

Mihrac Ural fena sıkıştı.

Öncelikle belirteyim: Mesele kişisel bir sorunla ilgili değildir. Türkiye devrimci hareketi yıllardır beni de bilir onu da bilir. Mesele, karanlıkta kalmış önemli gerçeklerin ortaya çıkmasıdır. Filistinlilere karşı savaş bu gerçeklerden bir tanesidir. Trablus'ta ölen üç arkadaşımız daha önce İsrail'e karşı savaşta yer almışlardı, ama öldüklerinde İsrail'e karşı savaşmıyorlardı. Suriye'nin yanında yer alarak Filistinlilerin iç çatışmasına katılmışlardı. "İsrail'e karşı savaşta Filistin saflarında şehit oldular" edebiyatı bu arkadaşlarımızın anısına saygısızlıktır.

Yalandan kim ölmüş? Bunu açıkça söylerim. Söylemek zaten bir vicdan borcudur.

Hanna bu pis savaşa katılınmasına karşıydı. Ama ona örgüt kararı olarak Arafatçıların gerici oldukları ve onlara karşı savaşılması gerektiği iletildi ve o da karşı olmasına rağmen bu karara uydu. Bu kararın Mihrac Ural'ın kararı olduğunu anlamak için Acil'i biraz tanımak yeterlidir.

Bu bilgiyi kimden aldım?

Mihrac Ural kendi adına yazı yazamadığından başka isimle yazmış ve bir arkadaşı belirtmiş. Biraz önce onunla konuştum ve kendisi söylediklerinin arkasında olduğunu belirtti: Biz Filistinlilerin iç kavgasına Suriye yanında katıldık. Bu yanlıştı. Hanna da buna karşıydı.

Bu kadar! Hanna'nın ölümü sırasında zaten esir durumda ve sadece duyduğunu iletiyor.

Hanna'nın arabasını bozup ölümüne neden olan Paris'te yaşıyor. Gerçek ve takma adını biliyorum. Anlatan da kendisi. Vicdan azabı kolay değil.

Bana çok sayıda kişiden bilgi geliyor. Mihrac'ın tehdit ve şantajları bilgi akışını durduramıyor. Bazı bilgiler inandırıcı görünmediği için kullanmıyorum. Birinci elden bilgileri açıklıyorum.

Birisi bana ister mektup yazsın, ister telefon etsin, ister elektronik posta yazsın, isterse de başkasına anlatsın, o bana anlatsın... Bunlar işin biçim tarafıdır. Önemli olan, bilgi doğru mudur, değil midir? belirleyici olan budur.

Selahattin Kaya

Bir başka doğrudan tanıklık Selahattin Kaya ile ilgili bilgi iletti. Bilgi telefonla geldi. Bu ilişkiyi sağlayanları burada anlatmıyorum. Önemli olan kişinin konunun doğrudan şahidi olması.

"Şehidimiz" diye söz edilen Selahattin Kaya hiç bir zaman Acilci olmamış, ama bağlantısı varmış. 1982'deki ayrılıkta Müntecep ve öteki ayrılanları destekleyen bir tutum almış.

Takma adı: Hıdır.

Nişadiye'de bulunuyormuş. Mehmet Koç'un çiftliğinin üzerindeki bir yerde Malik ile birlikte inşaatta çalışıyorlar. Amacı para biriktirip Avrupa'ya gitmek.

Mihrac Ural adamlarıyla geliyor ve Selahattin'in kendisinin sayesinde Suriye'de kaldığını söyleyerek kimliğinin elinden alınmasını sağlıyor. Selahettin bu durumda Suriye'de kalamıyor ve zorunlu olarak Lübnan'a gidiyor. Orada Filistinlilerle kalıyor. Gitmesinden birkaç gün sonra bir caddenin karşıdan karşıya geçilmesi sırasında bir snipper (keskin nişancı) tarafından öldürülüyor.

Filistin'de ölenler için ödenen kan parasını da örgüt alıyor.

İşte durum budur!

Son Güncelleme: Salı, 06 Ocak 2009 19:39