Şuanda 40 konuk çevrimiçi
BugünBugün1416
DünDün1225
Bu haftaBu hafta4774
Bu ayBu ay16805
ToplamToplam8529253
biz okumaktan yorulduk ama... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Perşembe, 02 Aralık 2010 08:00


siz yazmaktan yorulmadınız.

Gerçek ismini yazmayan bir okur böyle bir ileti göndermiş.

Yanlış da değil…

Bu siteye yaklaşık 2,5 yıldır her gün bir yazı konuluyor ya da site her gün güncelleniyor. Bazı günler iki ya da daha fazla yazı konulduğu da olabiliyor.

Ek olarak da bunlar okunabilecek yazılar…

Milliyetçilerin değil sol insanların okuyabilecekleri yazılar…    

Kasım ayında ortalama günlük tıklama sayısı yeni bir rekor kırarak 603 kişi olmuş.

Şahsen “var mı bizim gibisi” türünden sözler söylemeyi sevmem ama sanırım ülkenin en fazla okunan politik sitelerinden bir tanesiyiz.

Üstelik bu işi de görsellik kullanmadan başarıyoruz.

Çoğunuz biliyorsunuzdur ama yine de söyleyeyim:

Önceki kuşaklardan farklı olarak 1968’liler ve ardından gelenler politik anılarını yazmaya başladılar. Bu anılar doğal olarak dönemlerine ilişkin değerlendirmeleri de içeriyor.

Bu kitaplar elimize ulaştıkça burada tanıtacağız.

Sol içi şiddeti sorgulamak ve aşmak adlı kitabı tanıtmıştık.

Sıradaki kitap ise, 12 Eylül karanlığında dört idam bir tanık adını taşıyor.

Aralarında Serdar Soyergin’in de bulunduğu üç devrimci bir ülkücü kişinin idamlarında müşahit sıfatıyla hazır bulunmuş bir kişiyle ve idam edilenlerin arkadaşları ve aileleriyle yapılan söyleşileri içeren bir kitap…

Bu kitabın bana ulaşması maceralı oldu. Önce gönderildi, ama gelmedi.

Sonra bir kez daha bu kez taahütlü olarak gönderildi ve geldi.

Biraz masraflı oluyor ama kitabın kaybolmaması için bu yolu seçmek daha garantili…

Adresi aşağıya yazıyorum:

Engin Erkiner

Kasseler Str. 1a

60486 Frankfurt – Almanya

Bu tür kitapların özel olarak peşine düşeceğim ama arada kaçırdıklarım da olabilir. Onları da artık yazarları gönderiversinler…

Dilinizin ucuna gelen soruyu duyar gibiyim:

Ya Mihrac Ural?

Söylemeye gerek var mı!

Mihrac Ural hiç biter mi?

O konuda hiç merak etmeyin…

Dahası, İbrahim Yalçın cezaevi anılarının daha yarısını bile anlatmamış durumda…

Buradan abdestli katile bir çağrı yapayım:

Eskiden meydanı boş bulmuştun ve boş kaleye gol atıyordun.

Boş kaleye gol atmayı da marifet sanıyordun.

Şu kadar cezaevi dolaştım falan filan diye anlatıyordun.

Cezaevi anıları olarak İbrahim’in yazdıklarının dörtte biri kadarını yazsana…

İbrahim sana kıyamıyor, sen yazmayınca senin yerine yazıyor.

Mesela çiftlik dediğin Selimiye Askeri Cezaevi’ni yazıyor.

Şu senin Selimiye zindanı dediğin yer…

Hadi anlat, bekliyoruz.

Doğru anlat ama, biz çok acımasız adamlarız, şalterli elektrik işkencesini anlattığın zamanki gibi adamı rezil ediveririz.

Gerçi sen rezil olsan ne olur, senin işin bitmiş…

Paris’teki Zekeriya’nın deyimiyle “top olmuş”sun…

Gelen vuruyor giden vuruyor…

Allah kurtarsın diyeceğim ama bu sefer de Allah itiraz edecek…

Ben onu kurtarmam diyecek…

İyisi mi sen Kuran’daki Dolmacı Cemile Suresi’ni oku…