Şuanda 39 konuk çevrimiçi
BugünBugün1422
DünDün1225
Bu haftaBu hafta4780
Bu ayBu ay16811
ToplamToplam8529259
Suriye'ye mi kalmıştık... PDF Yazdır e-Posta
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Salı, 07 Aralık 2010 08:00


Ali Çakmaklı konusunu yazacağımı önceden belirtmiştim, ancak İbrahim Yalçın konuyu benden daha iyi biliyor, bu nedenle onun yazması daha iyi olur.

Gelelim Suriye meselesine…

Mihrac Ural’da palavra çok… Aslında hayatı yalan ve palavradan ibaret…

“Güçlü Güney örgütlenmesi” bu palavralardan bir tanesi…

Güneyin en büyük kenti Adana’da bile ayrılıkta çoğunluk HDÖ saflarında kaldı.

Antakya’da bile Acilciler tekel kuramadılar.

Nebil Rahuma ayrıldı, Erkan ayrıldı, gereksiz tip Mehmet Yavuz ayrıldı. Muhtemelen başkaları da vardır.

Ali Çakmaklı, Mihrac Ural’ın bölgede başa çıkamadığı bir rakipti ve bu nedenle de polis ilan edilerek öldürüldü.

Mihrac Ural’ın iddiasına göre, Suriye, o dönemde, ülkede kalma koşulları bulunmayan bütün Acilciler için güvenle kalınabilecek bir ülke olmuştur.

Külliyen yalan!

Yalan burada da bitmiyor ve aynı durumun devrimci örgütlerin çoğunluğu için geçerli olduğu savunuluyor.

Bir büyük yalan daha!

Hangisinden başlayayım?

İstanbul’da ne benim ne de başka yoldaşların ülke dışına çıkmak gibi bir düşüncesi yoktu. Böyle bir düşüncemiz olsaydı, daha kolay olan başka yolu kullanırdık.

12 Eylül’den sonra ülke içinde barınma olanakları kalmayan devrimcilerin büyük bölümü Suriye’ye değil, değişik Avrupa ülkelerine gittiler.

Çıkış için kullanılan yer de karayolu ve gümrük kapılarıydı.

Sahte pasaportlarla, çoğunlukla Almanya’dan ülkeye sürekli gelip giden işçilerin arabalarına binilerek Avrupa ülkelerine gidildi.

Bir bölüm de sınırı kaçak geçerek Yunanistan’a gitti.

Devrimci hareketin en büyük örgütlerini ele alalım:

Devrimci Yol: Büyük çoğunlukla Avrupa ülkelerine gitti.

Kurtuluş: Aynı şekilde davrandı.

Halkın Kurtuluşu ve TKP-ML: Bunlar SSCB’yi “sosyal faşist” olarak gördüklerinden ve Suriye de o dönemde bu ülkeyle yakın ilişki içinde bulunduğundan Suriye’ye gitmeleri zaten düşünülemezdi.

TKP: Ülkede kalma koşulları bulunmayan militanlarının büyük çoğunluğu tıpkı öncekiler gibi Avrupa ülkelerine geldi.

Avrupa ülkelerine de gelmiş olmakla birlikte çoğunlukla Suriye’ye gelen tek büyük örgüt PKK idi.

TKSP de o dönemde bir başka büyük Kürt örgütüydü ve onlar da çoğunlukla Avrupa ülkelerine geldiler.

Kitlesel olarak orta büyüklükte ve küçük örgütlerin içinde de Avrupa ülkelerine gidenler az değildir.

Bunlardan çıkan sonuç şudur:

12 Eylül sonrasında ülkeyi terk etmek zorunda kalan devrimcilerin büyük bölümü Avrupa ülkelerine gitti. Suriye’ye gidenler azınlıktadır.

Bize gelince; kendi durumumu ele alayım…

Afişlerle aranan bir kişinin, İstanbul’dan Adana’ya gelmek için ülkeyi boydan boya geçmesi akıllı işi midir?

Oraya gelince “güçlü Güney örgütlenmesi”nin palavradan ibaret olduğunu gözlerimle görmüştüm.

Örgüt Adana’yı boşaltıyordu. Kalınacak güvenli yer yoktu. Her an baskın olabilir, her an yakalanılabilirdi.

Bu kentte bir hafta kadar kaldıktan sonra Antakya’ya geçtim ve orada bir köyle birkaç gün kaldım.

Sonra ben, Aydın, Zekeriya ve Ahmet Çolak ile ve bir kaçakçıyla birlikte sınırı geçtik.

Suriye’ye gidiş amacım, oraya daha önce gelmiş olanlarla görüşmek ve geri dönmekti. Gitmeden önce de İbrahim ile konuşmuştuk. En geç iki ay içinde dönecektim ve o zaman da kalacak ev gerekli olacaktı. Olmadı, zira ben Adana’da iken İstanbul’da yakalanma oldu ve bunu da Bassit’te iken öğrenebildim.

Ülke dışına çıkmak gibi bir niyetim baştan beri olsaydı, İstanbul’da çok sayıda örgütün kullandığı yolu ben de kullanırdım. Bu yolu araştırmadık bile, ama araştırsaydık bir yolunu mutlaka bulurduk. Herkesin bulabildiğini biz de bulurduk.

Suriye’nin uzağında kalan devrimcilerin ülkeyi terk etmek zorunda kaldıklarında bu ülkeye gitmeleri için akıllarından zoru olması gerekir.

Ülkede yaşama koşulları bulunmayan binlerce devrimci isteseler bile Suriye’ye gidemezlerdi. Düşünün, çok sayıda insanın önce sınıra yakın bölgeye gelmesi gerekiyor. Bunun için sürekli denetimin olduğu yollardan giderek ülkeyi boydan boya geçecekler.

Sınıra yakın yerlerde nerede kalacaklar?

Az çok güvenilir kaçakçıları nasıl bulacaklar?

Büyük çoğunluk daha sınırın bu tarafında iken ya yakalanır ya da öldürülürdü.

Ek olarak, o dönemde Suriye’ye geçebilenler, daha sonra bu ülkeyi eleştiremezler mi?

“Bak bak, hem Suriye’de kaldılar hem de bu ülkeyi eleştiriyorlar” mı denilecek?

Bu, aptalca bir söylemdir.

Aralık 1980 sonunda geldiğim Suriye’den Nisan 1981 sonunda ayrıldım. Sadece dört ay bu ülkede kaldım.

Ardından gittiğim Fransa’da altı ay kadar kaçak yaşamak zorunda kaldım, sonra –Avrupa Konseyi’nin Türkiye ile ilgili kararı gerekçe göstererek- iltica ettim. İlticamın kabulünde hiç zorluk çıkarmadılar.

Almanya’da oturma izni alırken kayda değer bir sorunla karşılaşmadım.

Ne yani, şimdi ben bu ülkeleri eleştiremez miyim?

Aynı durumda İngiltere’de, Hollanda’da ya da başka bir ülkede yaşayan, yaşadığı ülkeyi eleştiremeyecek mi?

Mihrac Ural tabii ki velinimeti olan, ajanı olduğu Suriye’yi eleştiremez.

Suriye’de ancak rejim taraftarı toplantılara, yürüyüşlere katılabilir.

Başkasına katılamaz, haddine mi düşmüş!

Bizim durumumuz farklıdır. Kimse velinimetimiz olmadı. Kimseye diyet borcumuz da bulunmuyor.

Suriye’nin o dönemde Türk ve Kürt devrimcilerini neden kabul ettiği biliniyor.

Sadece kabul etti. Siyasi iltica vermedi. Suriye’de siyasi ilticacılık diye bir statü yoktur. Mihrac Ural gibi kısa sürede ülke vatandaşı yapılanların dışında kalanlar bu ülkede basit Filistin kimliklerini kullanarak kaldılar.

Başka bir ülkeye gitmek zorunda kalmış bir devrimcinin en çok ihtiyaç duyduğu şey kimliktir. Suriye hiç kimseye geçerli bir kimlik vermedi.

Suriye’nin derdi, kendisinin SSCB ile Türkiye’nin de NATO ile ilişkili olması, keza Türkiye’nin Suriye’nin savaş halinde olduğu İsrail ile iyi ilişkilerinin bulunmasıydı.

Hepsinden daha önemlisi, Türkiye’nin Suriye üzerinden Irak’a geçen Fırat nehri üzerinde barajlar inşa etmesiydi. Suriye’nin başına bir de su sorunu çıkıyordu.

Suriye, bu nedenle, Türkiye’deki rejim muhalifi olanlara o dönemde kollarını açtı.

Suriye onları kullanmak istedi. Onlar da Suriye’yi kullandılar.

Suriye’de bulunan bütün örgütlerin Muhabarat ile şu veya bu şekilde ilişkisi oldu.

Büyük çoğunluk ilişkisini asgari düzeyde tuttu ve fırsatını bulduğu anda da ilişkisini kesti.

Devrimci örgütler için Suriye geçici bir ülke oldu. Burada fazla kalmadılar ve ya ülkeye geri döndüler ya da Avrupa ülkelerine gittiler.

Mihrac Ural gibi Muhabarat’ın kucağına oturan başka örnek çıkmadı.