Türküz, bize bir şey olmaz! Yazdır
Engin Erkiner tarafından yazıldı   
Salı, 15 Aralık 2020 09:52


Değişik ülkeler virüsün yayılma hızını azaltmak için kapanmaya gidiyor. Kış aylarında virüsten kaynaklı ölü sayısı büyük hızla arttığı, sağlık sistemi Almanya gibi ülkelerde bile zorlanmaya başladığı için 3-4 hafta kapanmaya gidiliyor.

Kış ayları normalde ölü sayısının yükseldiği aylardır. Yıllardan beri gripten çok sayıda kişi ölür ama alışıldığı için ilgi çekmez. Burada önemli olan üşütme gibi nedenle de olsa bedenin direnç gücünün azalmasıdır. Bu ise mikroplar ve virüs için uygun ortam sağlar. Virüsün bulaşmaması önemli olmakla birlikte belirleyici olan bedenin savunma gücüdür. Bu güç zayıfsa Covid-19’dan ya da başka nedenden ciddi olarak hastalanmak mümkündür.

Bu yılın başlarını, Şubat-Mart aylarını hatırlayalım… Covid-19 yeni konuşuluyor sayılırdı, hastalık ve bundan kaynaklı ölümler özellikle Çin’de yaşanıyordu.

Tipin birisi, öğretim üyesi ve hatta profesör bile olabilir, bunun sarı ırkın genleriyle ilgili bir hastalık olduğunu, Türklere ise genleri nedeniyle bulaşmayacağını iddia etmişti.

Her ülkede böyle tipler çıkar, bize özgü değildir. Çok sayıda televizyon kanalı olunca bunların sürekli yeni programlar yaparak zaman doldurmak gibi sorunu olduğunu unutmamak gerekir. Böyle tipler değişik TV kanallarında görüşlerini kitleye iletmek fırsatı bulurlar.

Bizde değişik olan, bu saçmalığa inanmaya hazır çok sayıda insanın bulunmasıdır. Türküz, bize bir şey olmaz!

Bu anlayış bakanlar ve bazı sağlık personeli tarafından da desteklenir: bizde korona vakası yoktur, durum kontrol altındadır vb.

Turizm sezonu gelir, ülkede korona vakası bulunmadığı sürekli ilan edilir. Maksat turist çekmektir ama insanlar resmi açıklamaların dışındaki durumu bildikleri için gelmezler.

Korona rakamlarıyla oynanır. Gerçeğin ne olduğu değil, nasıl gösterildiği önemlidir anlayışından hareketle sayılar alabildiğine azaltılır. Burada bir şey unutulur: 25-30 yıl öncesinde yaşamıyoruz. Herkesin birbirinden haberi bulunuyor. Gerçeği gizlemek eskisine göre zorlaşmış durumdadır. Nitekim Türkiye’deki korona hastası ve bundan kaynaklı ölüm sayısı başka ülkelerin sağlık kuruluşlarınca açıklanmaya başlanır.

Türkiye dışarıya açık bir ülke, sürekli gidip-gelenler bulunuyor. Türkiye’den negatif raporu alarak Almanya’ya gelenlerin büyük bölümü bu ülkede yapılan testler sonucu pozitif çıkınca, başka açıklamaya gerek kalmıyor.

Bakanlar ve diğer yetkililer Avrupa’nın Türk düşmanlığı hakkında sürekli konuşuyordu ama Türkiye gidilmesi sakıncalı ülke statüsünden çıkamıyordu.

Nihayet Korona ile ilgili olarak açıklanan rakamların Dünya Sağlık Örgütü’nün kıstaslarına uygun olmadığı, bunlara “Türk kıstasları” uygulandığı açıklanmak zorunda kalındı. Virüs alanların değil sadece hasta olanların sayısı açıklanmıştı. Virüs almakla hasta olmak farklı olduğu için sayılar bu nedenle düşük gösterilmiş oluyordu.

Şimdi “gerçek” sayıların açıklandığı söyleniyor ama inanan bulunmuyor. Baksanıza İstanbul’da korona nedeniyle ölenlerin sayısı Türkiye’de ölenlerden daha yüksek!

Korona dualarımızla yenilecekti, o da olmadı!

Korona aşısı yapılan yerlerde imam da bulundurulursa böylece maneviyat da bir şekilde işin içine katılmış olur!

Türke bir şey olmaz anlayışı kayboldu, yerini korku aldı. Temelsiz böbürlenmenin yerini tersini almasına sık rastlanır. Havalarda uçulurken çok kötü düşülür ve hiçbir şeye güvenilmez olur. İşte aşı konusu; çok sayıda insan korona aşısı olmak istemiyor, en azından çekiniyor çünkü burada da yalan söylendiğini düşünüyor. “Aşı olan olsun, ölmezlerse ben de olurum!” Bu anlayış yaygındır. Haksız da değiller…

Bizde kampanyalar, yalanlar, çağrılar kısa vadeli olduğu, yalanın nefesi sürekliliğe yetmediği için bu yılın ilk aylarında savunulan tezleri şimdi kimse hatırlamıyor. Muhtemelen “Türke bir şey olmaz” anlayışı sahiplerinin bir bölümü de virüsten ölmüştür.

Türkiye’deki gibi bir sokağa çıkma yasağının başka yerde olduğunu duymadım. 65 yaş üzerine hiçbir ülkede özel kısıtlama bulunmuyor. Kısıtlama varsa herkes içindir.

Almanya’da en önemli dini bayram sayılan noelde uygulanacak kısıtlamalarla ilgili olarak “virüs noel tanımaz” söylemi bulunuyor. Virüs islamın bayramlarını da tanımaz, giremeyeceği yer yoktur, camiler dahil her yere girer. Virüs hangi dilden yapılırsa yapısın duadan anlamıyor.

Türkiye kötü virüs yönetiminde ABD ve Brezilya ile aynı kategoride bulunuyor. ABD ve Brezilya’daki devlet başkanları korona ile grip arasında fark bulunmadığını kaç kere ilan ettiler. Ölü sayısı hızla yükselince de tutumlarını değiştirmediler. Bizde ise ölümler peşpeşe gelmeye başlayınca konunun ciddiyeti anlaşılır gibi oldu. “Gibi oldu” diyorum çünkü aylarca ciddiye almamayla oluşan birikimi birkaç yasakla ortadan kaldıramazsınız. Bu birikimin etkisi azalarak da olsa sürecektir. Gazeteler kalabalık, neredeyse iç içe insan toplulukları yayınlayarak “şoke edici manzara”  başlığı kullanıyorlar ve bunun kendi eserleri olduğunu unutuyorlar. Aylarca virüsle ilgili yalanların yayılması bu medya aracılığıyla olmadı mı? Tersini yazınca durumun birden düzeleceğini mi sanıyorlar?

Hatay’da virüs bulaşmasının artışı yüzde 125 idi. Suriye’de bu rakam daha da yüksektir. Bilgi gelmediği ve resmi bilgi geldiğinde de yalanla karışık olacağı için durum bilinmiyor.

Benzer durum Yunanistan adalarındaki mülteci kamplarında da vardır. Virüs herkese bulaşabilir ama kötü şartlarda yaşayan insanlarda ölüm oranı –gençler dahil- yüksek olacaktır.

 

Virüs “Türkün gücü”nü tanımadı, uygun başka bir örneğe kadar beklemek gerekecek!