mit, muhaberat ve mihrac ural Yazdır


Mihrac Nebili yakalatiyor, ama polis ifadesinde bu yazmiyor. Nasil olur?

Nebil iki kere yakalanıyor. İkisinde de Mihrac’ın el yazısıyla kendisine gelen pusulada söylenileni yapıyor ve yakalanıyor. Nebil yazıyı tanıyor ve daha sonra bunu E. Ulaşan’a anlatıyor. O da bunu Nebil’in adını taşıyan blogda yazıyor. İsim vermiyor ama Mihrac durumu anlıyor. Kendi pisliklerini temizleme aracı olarak yeniden Nebil ile ilgili yalanlarına başlıyor.  

Nebil ikinci kez kaçtığında ondan talimat almak için Konya Cezaevi’ne gelmiş... Yalanı hemen ortaya çıkıyor zira Mihrac’ın Konya Cezaevi’ndeki bütün zamanında ben de oradaydım. Nebil ziyarete gelseydi görürdüm. 

Ardından Erkan’a pusulalarla ilgili olarak “şöyle söyle, böyle söyle” diye dayatmalarda bulunuyor, sonuç alamıyor.

Bu tür durumlarda tehdit, şantaj, “bende dosyan var, açıklarım” sözleri Mihrac’ın her zaman başvurduğu yöntemlerdir.İçine girdiği büyük telaş, Nebil’i yakalatan pusulalarla olan ilgisini daha da açık olarak ortaya koyuyor. 

Konuya yakından bakalım...

Mihrac ve Nebil’in yakalanma tarihleri çok yakın. Bu nedenle Nebil, Mihrac’ın el yazısıyla yazılmış pusulada verilmiş adrese gidip ilk kez yakalandığında, Mihrac dışarıda mı yoksa gözaltında mı bilemiyoruz. Nebil’i kaçtıktan bir ay sonra ikinci kez yakalatan pusula zamanında ise Mihrac hapishanede... 

Tam olarak ne olduğunu ancak Mihrac’ın açıklamasıyla öğrenebiliriz. Ne ki, hiç de inandırıcı olmayan inkar çabasından başka bir şey sergilemiyor. Bu durumda yüksek ihtimal dahilindeki açıklamalara yöneleceğiz. 

Mihrac, Nebil’i pusula göndererek yakalatıyor. Bunu işkence sonucu yapmıyor. Öyle olsaydı, Nebil’in yakalanmasının Mihrac’ın ifadesinde yer alması gerekirdi. Ben ifadeyi biliyorum, orada Nebil’in yakalanması yer almıyor.

Bunun tek açıklaması, Mihrac’ın polisle anlaşması ve polisin de yapacağı “hizmet” karşılığında ifadeyi uygun biçimde düzenlemiş olmasıdır. Nitekim Nebil’in bu kez hapishaneden gönderilen pusula ile ikinci kez yakalanması bu “hizmet”lerden birisi olsa gerektir... 

Burada birkaç itirazı ele alalım:

Birincisi: “Suçlanıyorum ama belge yok” diyor Mihrac...İnsanı güldürme Mihrac... Polisliğin belgesi mi olur?Emniyet Genel Müdürlüğü’nden “Mihrac Ural elemanımızdır ve 1978-80 arasında teşkilatımızda çalışmıştır” türü bir belge verilmesini beklemiyorsun herhalde. Kişilerin polislikleri tanıklıklar ve olayların birbirine bağlanmasıyla ortaya çıkar.

Sen, 1980’de Ali Çakmaklı’yı polis ilan ettiğinde hangi belgeye dayanmıştın? Onun polis olmasına gerekçe gösterdiğin bazı olayları da uydurmuştun üstelik...

İkincisi: Mihrac Nebil’i severmiş...Olabilir, bu onu yakalatmasını engellemez.

Üçüncüsü: Mihrac, Nebil’in ilk kaçışına yardımcı olmuş.Bir ay sonra da yakalatmış. Nedenini bilmiyoruz. Belki polis kaçtıktan sonra Nebil’in kimleri bulacağını bilmek istedi ya da başka bir şey...

Nebil ikinci kez Mihrac’ın haberi olmadan kaçtı ve yeniden yakalanmadı.

İki defa yazanını tanıdığı pusulalar nedeniyle yakalanmasından sonra, örgüte güvenmediğini, kaçışı için feodal ilişkilerinden destek isteyeceğini açıkça söylüyor. Bu sözlerin hedefi olan kişi belli... 

Burada Mihrac’ın 1980 sonbaharında hapisten kaçtıktan sonra aceleyle ülkeyi terkedip Suriye’ye gitmesinin de yeniden değerlendirilmesi gerekir.

Daha 12 Eylül bile olmadan nedir bu acele?

Mihrac’ın Muhaberat ile daha Türkiye’de iken ilişki kurduğu daha önce kanıtlarıyla açıklanmıştı. Böyle bile olsa, bu durum, onun 12 Eylül öncesinde ülkeyi terketmesini açıklamaz.

Örgütlü olduğu söylenilen güney bölgesinde saklanacak yer mi kalmamıştı? Aydın oradaydı, İstanbul’da benimle birlikte kaçan Ali de oradaydı, mutlaka çalışanlar arasında aranan başkaları da vardı. Demek ki yer vardı.

O halde neden? 

Polis işbirlikçileri artık açığa çıkmaya zorlanıyordu. Polis politika değiştirmişti. Mihrac, yeniden yakalanırsa, MLSPB’li itirafçı Şemsi gibi televizyona çıkıp “teslim olun” çağrısı yapmak zorunda kalacağından korktu ve ülkeyi hemen terk etti. 

Korkusunda haksız da sayılmaz! Polisle bir kere işbirliği yaptın mı, bir daha “hayır” diyemezsin. Elini verdin mi, kolunu geri alamazsın.

Mihrac bundan kaçtı ve Suriye’de hızla kendisini güvenceye almaya çalıştı. Geldikten 6 ay sonra –ben oradayken- vatandaş yapılacaktı.

Sağlanan bu güvencenin karşılığını fazlasıyla ödedi.  

Mihrac’a polis, itirafçı, polis işbirlikçisi, ajan, hain... Hepsi birlikte denilebilir... Neler yapmış olduğu belli... Açıklarsa ayrıntıları da öğreniriz... 

Biz, olumlu ilklerin örgütüydük. TDAS gibi, 1971 silahlı mücadeleye ilk başlayan örgüt gibi...

Mihrac sayesinde pis işlerin ilki de bize ait oldu...12 Eylül sonrasında sol içi şiddetin ilk kurbanı Ali Çakmaklı’dır.

İki ülkenin istihbarat servisleriyle (mit ve muhaberat) çalışan devrimci hareketten ilk kişi de Mihrac olsa gerektir. 

Mit ile ilişkin nasıl Mihrac, yoksa sadece Muhaberat ile mi çalışıyorsun? 

Yazık, zamanında durumunu bilemediğimiz için cezanı veremedik...