2,5 düşmana karşı savaş Yazdır


Türkiye’nin Yunanistan ile Trakya sınırında girdiği çekişme akla bu deyimi getiriyor.

2000 yılında yayınlanan Alt Emperyalizm ve Türkiye kitabında geçen bu deyim zamanın üst düzey askeri yöneticilerinden birisinin belirlemesine dayanıyordu. Türkiye Suriye’den Abdullah Öcalan’ı sınırdışı etmesini istemiş, aksi durumda askeri operasyon yapacağını açıklamıştı. Suriye de denileni yapmıştı.

Burada akla şu soru geliyordu: Öcalan’ın Suriye’de bulunduğu yıllardan beri bilindiğine göre Türkiye neden 1999 yılını beklemişti? Suriye’yi neden daha önce açık olarak tehdit etmemişti?

Askeri bir yetkili nedeni gayet güzel açıklıyordu: Suriye ile kapıştığımızda Yunanistan da şöyle veya böyle harekete geçecekti. Dışarıda Suriye ve Yunanistan, içerde ise PKK; Türkiye daha önce 2,5 düşmanla savaşabilecek durumda değildi. Üç cephede savaşabilecek güce ulaştıktan sonra sesimizi yükselttik.

1990’lı yıllarda bu güce sahip olmayan Türkiye ordusu nasıl olmuştu da buna ulaşmıştı?

1990-1991’deki Birinci Körfez Savaşı’na Türkiye, Cumhurbaşkanı Özal’ın ısrar etmesine rağmen katılmaz. Genelkurmay Başkanı Torumtay Cumhurbaşkanı ile ters düştüğü için istifa eder. En üst düzeydeki askeri yetkili bu savaşa girmek istememektedir çünkü Birinci Körfez Savaşı ilk elektronik savaş sayılır. Çarpışmalar havada ve karada gece yapılmaktadır ama Türk ordusu gece görememektedir. Karanlık basınca ordu kör olmaktadır, gece görüş için gerekli elektronik aletlere sahip değildir.

1995 yılında İsrail ile askeri bir anlaşma imzalanır. Buna göre İsrail Türk savaş uçaklarından başlayarak orduyu elektronikleştirir. Kitapta da belirtildiği gibi bunu en iyi anlayacak olan savaş içindeki PKK militanlarıdır. Uçakların daha önce rastgele bombalayıp gittiklerini ama son zamanlarda isabet oranlarının hayli yükseldiğini belirtirler.

Zaman içinde elektronik araçlar helikopterlere ve tanklara da takılacaktır.

Ordu artık üç cephede birden savaşabilecek güçte olduğuna inanmaktadır ve Suriye’yi tehdit etmesinin önünde engel kalmamıştır.

Aradan yirmi yıl geçti ve durum bazı yönlerden değişti.

Suriye ordusu eski gücünde değildir. Rusya’nın hava desteği ile İran ve Lübnan Hizbullah’ının askerleri olmasa epeyce zayıflamıştır.

Türkiye o yıllarda başlayan silah sanayisini geliştirdi ve silahlı insansız hava araçlarını kendisi yapabilecek duruma geldi. Ek olarak başka silahlar da yapıyor ve ihraç ediyor.

Yunanistan’da ise durum pek değişmedi.

Yunanistan Trakya sınırından ülkeye girmek isteyen mültecileri gaz bombası kullanarak geri püskürtürken, Türkiye tarafından da mülteciler öteki tarafa itiliyor.

İçişleri Bakanı’nın “140 bin mülteci sınırı geçti” açıklamasına inanmak mümkün değil.

Nerede bu insanlar?

Deniz yoluyla Yunanistan adalarına geçebilenlerin sayısı az. Kara yoluyla geçebilenlerin ise bir yerlerde bulunmaları gerek. Az sayıda olsalardı insanlar saklanabilirdi ama yüz binden fazla insan saklanamaz.

Bu kadar insan sınırı geçmiş ise, nerede bunlar?

Yunanistan ile Türkiye arasında tanklı toplu savaş çıkmaz. İki ülke de NATO üyesi, Yunanistan ek olarak Avrupa Birliği üyesidir.

Türkiye, Rusya ve İran dışında bütün komşularıyla savaşabileceğini her fırsatta göstermek istiyor.

Ülkedeki mültecilerin bir bölümünün Yunanistan sınırına sürülmesi aynı zamanda bir güç gösterisidir.

İstedikleri sonucu alamayacaklar.

AB belki biraz taviz verecek ama ne mülteciler için verdikleri parayı çok artırmaları ve ne de en az yüz bin mülteciyi almaları mümkün görünmüyor.