mihrac ural ve besleme mehmet yavuz Yazdır



Paranın insanı değişik durumlara soktuğunu bilirdim, ama şapşal yaptığını bilmezdim.

 

 

 

 

Mehmet Yavuz sayesinde öğrenmiş oldum…

 

Biraz önce İbrahim Yalçın aradı ve Mehmet Yavuz adlı kişinin Muhabarat elemanı Mihrac Ural’ın Suriye’de Kürtlere yapılan zulme ses çıkarmamasını benim yazdığım yazılara dayanarak nasıl haklı göstermeye çalıştığını anlattı.

 

Hasan Balcı vasıtasıyla adını duyduğum bu besleme tipi tanımam… Sadece hakkındaki “para olmazsa yaralı parmağa bile işemez” sözünü bilirim.

 

Paranın insanı türlü çeşitli durumlara soktuğunu bilirdim, ama şapşal da yaptığını bilmezdim…

 

Bu tipin yazısını okumadım, gerekmez. Arkadaşlar haber veriyorlar, benim de bu akla ziyan tiplerle ayrıca ilgilenmem gerekmiyor.

 

Efendim, diyormuş ki Mehmet Yavuz:

Paris Ev İşgalleri adlı kitabında Engin Erkiner, işgal ettikleri evler polis tarafından basılınca, Action Directe tarafından onlara önerilen “karakolu tarayalım” önerisine karşı çıkmış. İnsan bulunduğu ülkede polisle çatışmamalıymış… Doğrusunu yapmış.

Mihrac Ural da böyle yapıyormuş. Bu nedenle Kürtlere karşı zulme sesini çıkarmıyormuş!

 

Diyeceksiniz, ne ilgisi var?

Gerçekten de ilgisi yok. İki olayın birbiriyle hiç ilgisi yok…

Anlatmaya çalışayım. Bizim şapşal anlar mı, orasını bilmiyorum…

Paris Ev İşgalleri kitabının değişik yerlerinde bizimle Fransa’daki silahlı propaganda örgütü Action Directe (Doğrudan Eylem) arasındaki eylem birliğinin yanı sıra sürtüşme de anlatılır.

Bizim derdimiz orada polisle çatışıp çatışmamak değildi… Fransa silahlı mücadele ya da silahlı propaganda yapılacak bir yer değildi. Orada bunun koşulları yoktu.

 

Mahir Çayan’ın dediği gibi, kafasından tek akım geçen bir geri zekalı, olduğu anlaşılan Mehmet Yavuz bunu anlayabilir mi, bilemem. Ya da Mihrac Ural’ın sadakalarından biraz uzaklaşsın, belki o zaman anlayabilir.

Biz orada, kitapta da anlatıldığı gibi, zaten polisle çatışmışız. Aramızda sokak kavgası olmuş. Sonra polis işgal evlerini basmış… Ama silahlı eyleme girmemişiz…

 

Bu işin bir tarafı…

İkinci tarafı ise: Bununla Mihrac Ural’ın Suriye’de Kürtlere yapılan zulme sesini çıkarmamasının ne ilgisi var?

Ona “Suriye’de polisle neden çatışmıyorsun:” diyen mi var?

Yok!

Mihrac Ural’a, hiç olmazsa Suriye’deki insan hakları savunucuları kadar ol, git onlarla birlikte bir basın açıklaması yap, Kürtlere yapılan zulme karşı çık, deniliyor.

Yapamaz! Muhabarat elemanı olarak yerinden bile kıpırdayamaz.

Polisle çatışmasına hiç gerek yok… Kürtlere yapılan zulmü protesto bile edemez…

Mazallah mallarına el koyarlar… Mehmet Yavuz da sadakasız kalır…

 

Paranın kokusundan şapşallaşmış Mehmet Yavuz devam ediyor:

Engin Almanya’da Baider Meinhof üyeleri hapiste öldürülürken neden sesini çıkarmadı?

 

Dedim ya, adam şapşallaşmış…

Bir kere onların adı Baider-Meinhof değil, Kızıl Ordu Fraksiyonu…

Hapishanede öldürüldükleri yıl, 1977.

Benim Almanya’ya geldiğim yıl ise 1982 sonu…

Üstüne üstelik, bununla Suriye’de Kürtlere yapılan zulme karşı çıkmanın ne ilgisi var?

 

Anlaşılan şu: Mihrac Ural suratındaki maske indirildikçe rahatsız oluyor. Mehmet Yavuz da ne yapsın, patronu rahatsız olmasın diye gerekçe uydurmaya çalışıyor.

 

Beceremiyor!

Ben Mehmet Yavuz’un patronu olsaydım, kıçına tekmeyi çoktan vurmuştum.

Başarısız eleman…

Kardeşim sen ne işe yararsın?

Nebil Rahuma’nın kemiklerini kapmak için o kadar uğraştın, beceremedin.

Aklın sıra, Mihrac Ural’ın Suriye işbirlikçiliğini örtmeye çabalıyorsun, onu da beceremiyorsun.

Ne işe yararsın sen!

Dediğim gibi, patronun ben olsaydım, çoktan işten atmıştım.

Ama Mihrac Ural seni atamaz…

İşten işçi atmanın ilk koşulu, onun yerine başkasını bulabilecek olmaktır.

İşe alabileceği başka işçi yok ki…

Yerin sağlam yani…

Ve sen para için bu devrimci katilinin, Muhabarat ajanının, örgüt parası yiyen hırsızın savunuculuğuna, hizmetkarlığına soyunuyorsun…

Kaç para alıyorsun, bilmiyorum. Bari hizmetin aldığın paraya değsin, maaşına zam iste…

 

Başta da söylemiştim ya…

Paranın insanı şapşallaştırdığını da yeni öğreniyorum…