Teori "doğru" ise pratik önemli değildir! Yazdır


Çok sayıdaki marksistte düşünme tarzı böyledir. Teori “doğru”dur, pratikte ne olduğu ise önemli değildir. Burada pratik derken kısa bir zaman dilimini kapsamayan ya da az sayıda olayla sınırlı olmayan pratikten söz ediyorum. Kısa bir zaman diliminde olanları ya da tekil olayları genelleştirmek doğru değildir. Ama uzun bir dönemin pratiğine bakmayacaksanız, neye bakacaksınız?

Bunu sosyalizm tarihinin değerlendirilmesinde açık olarak görebiliriz. SSCB’de 74, Doğu Avrupa ülkelerindeki sosyalizm ise 45 yıl yaşadı. Değerlendirme yapmak ve teorik sonuçlar çıkarmak için yeterince uzun bir dönemdir. Marx birkaç ayla ifade edilebilecek kadar kısa sürmüş Paris Komünü’nden önemli dersler çıkarmış ve görüşlerinin bazılarını değiştirmiştir ama bu durum Marksistlerin 45-74 yıl sürmüş deneyden dersler çıkarıp belirli görüşlerini –mesela marksist sosyalizm teorisi gibi- değiştirmesi anlamına gelmez.

Yıllar önce kendini marksist olarak ilan etmenin bir şey olduğunu sanan birisiyle tartışmıştım. Kendisinin iddiasına göre marksist sosyalizm teorisi hiç uygulanamamıştı. Doğru bir tespit; uygulanan sosyalizmle, hayata geçirilen sosyalizm arasında önemli farklılıklar bulunuyordu. Arkasından belirleyici soru geliyordu: hiç uygulanamamış bir teorinin doğru olduğunu nereden biliyorsun? Bir teorinin hiç uygulanamamış olması, onun doğruluğunu göstermez.

Benzer bir düşünce tarzını Corona konusunda yapılan değerlendirmede de görebilmek mümkündür. İddiaya göre kapitalizm Corona’yı yaşlı nüfustan kurtulmak için kullanmaktadır.

Teorik olarak doğru gibi görünüyor. 65 ve daha yukarı yaşlarda olanlar büyük oranda emeklidir, kapitalizm bunlara maaş ödemektedir. Bu kesim aynı zamanda Corona’da riskli grup kategorisine de girmektedir. Bu bağlamda yaşlıların büyük sayılarda ölmesi kapitalizmi rahatlatacaktır.

Mantık olarak bakarsanız doğru gibi görünüyor, pratikte ise bu doğruluk önemli oranda sakatlanıyor.

Önemli kapitalist ülkeler, mesela Almanya ve Fransa virüsün yayılmaması için sert önlemler aldılar ve alıyorlar. İngiltere ise “denetimli yayılma” diye bir kavram icat etti ve bu kavramın anlamı “bırakalım yayılsın, ölenler –özellikle yaşlılar- ölsün” anlamına geliyordu. Halktan sert tepki gelince bir oranda değişiklik yapmak zorunda kaldılar, belki daha da yaparlar. Federal sisteme sahip olan ABD’de “denetimli yayılma” uygulaması yok mesela… Olsaydı bazı eyaletlerde olağanüstü durum ilan edilmezdi.

Gerçeğin işinize gelen tarafını alarak istediğiniz mantığı kurabilir ve kendinizi haklı gösterebilirsiniz. Almanya ve Fransa gibi ülkelerde nüfusun yaş ortalaması yüksek ama genellikle aktifler. Bu kesim genellikle muhafazakardır ve sağ iktidarların oy deposudur. Hiçbir iktidar da çoğunlukla kendi kitlesinin telef olmasını istemez. Bu kesim önemli bir oy potansiyeline sahiptir ve en kötü durumda bile herhalde yarıdan fazlası da ölmeyecektir.

İtalya’da durum böyle değil, diyebilirsiniz ama orası özel bir durumdur. İtalya birkaç ay Corona’yı ciddiye almadı ve ölümlerle birlikte ciddiye aldığında da geç kalmıştı.

Rakamlar sürekli değiştiği için yazmıyorum ancak oranlarını yazacağım.

İtalya’daki virüslü kişi sayısı Almanya’nın üç katı, ölü sayısı ise yüz katı…

Zamanında önlem alma, ardından da yoğun çalışan doktorları ve hemşireleri alkışla… Tipik bir gösteri toplumu mantığıdır.

Sorun nüfusun bir bölümünden kurtulmak ise buna en fazla ihtiyacı olan ülke bir milyar 600 milyon nüfusuyla Çin’dir ama bu ülkenin geniş bir bölgeyi kapatmak da dahil olmak üzere sert önlemler alarak virüsün yayılmasını durdurması söz konusudur.

Nüfustan özellikle de yaşlı nüfustan kurtulmak için Corona’nın kullanılması saptaması hayata yeterince uymuyor.

Ama ne gam! Teori doğru gibi görünüyorsa, pratikte ne olduğu önemli değildir…