Kisa bir aciklama Yazdır


Mihraç Ural (devrimcı katili soytarı) susuyor” adıyla

bu sitede yayınlanan yazımın üzerinden birkaç gün geçtikten sonra, M.Burgaz ile telefonda konuştuk. Burgaz bana, bu yazıda kendisiyle konuşmalarımız sırasında söylediği bazı şeylerin yanlış aktarıldıgını,yada yazıldıgını anlattı ve düzeltmemi istedi.Ben de kendisine,” eğer yayınlanmasını istemiyorsan söyle, gerekirse hepsini kaldırayım,daha da istiyorsan,  yazdıklarımın dogru olmadıgını(!) da yazabilirim” dedim. Ayrıca, ”..Benim bu zamana kadar hiç kimsye, ( buna Mihraç’da dahil)   laf olsun diye itirafçı, hain vb. Sıfatlar kullanmadıgımı, Öyle olduklarını bildiğim kişiler dışında,  sırf kara çalmak için söylemiş olmanın da , benim ahlak anlayışımla bagdaşmayacagını” belirttim.  “... Bu sıfatları, Mihraç için kullanıyorum, çünkü biliyorum” dedim. “                                                          

M.Burgaz; yazdıklarımı  kaldırmama gerek olmadıgını, “söyledigi sözlerin arkasında oldugunu, sadece, o yazıda ( Engin’in yazısı da dahil) sanki kendisinin de, Mihraç için “ itirafcı” dır diye söylediğinin anlaşıldıgını  hatırlatarak, bunun dogru olmadıgını, kendisinin “ ıtırafcı” sözünü kullanmadığını, bu konunun düzeltilmesini istedi. “... ben 12 mart 1978 de, kaldıgım eve polis  tarafından kurulan tuzaga düşerek yakalandım. Mihrac, benden 2 ya da 3 gün önce yakalanmıştı. Emniyet te, gözlerim bağlıydı, Mihrac’ı göremedim. Polis’ler küçük bir konuda kabul etmem için bana işkence ederken, mihrac’ın, bana bagırarak “ kabul et önemli degil” dedigini duydum. “ kabul et dedigi konu, önemli bir şey degildi ama ,ben buna ragmen  kabul etmedim” dedi. Bu vesileyle ben de düzeltmiş oluyorum. Kaldı ki ben, adı geçen yazımda, M.Burgaz için Mihraç hakkında “itirafcıdır” diye söz ettigini de yazmadım. O yazıda bu anlaşılıyorsa dogru degildir. 

M.Burgaz arkadaşın  devrimci dürüstlügünü bilirim. Onu tanıyan tüm arkadaşlarda bunu bilirler. Kendisiyle uzun uzun telefon konuşması yaptık.Bu son konuşmamızda da kendisine birazcık  “serzenişte” bulundum. “...   binlerce insanın ömrünü verdigi hareketimizin üzerine oturup tepinen bir soytarıya karşı sessiz durmak olurmu? “ dedim.  Sessiz kalmadıgını belirtti. Gokhan Saç ( sami) yoldaş’ın  katledilmesi üzerine tekrar konuştuk. Mihraç Ural’ın, Sami’yi neden öldürdügü konusunda sustugunu anlattım.Sami yoldaş polis miydi..? MİT ajanı mıydı..? Hain miydi...? Neden öldürdü..? açıklama yapmıyor, yapamıyor dedim. “...Yapamaz , hiç bir açıklama yapacak durumu yok ki...” dedi.O halde; Bu adam, Sami yoldaşı  “ sırf zevk için mi öldürdü “ diye sordugumda. “...evet, aynen dedigin gibi, zevkine öldürdü. Tıpkı 12 eylül öncesi Ferhat Tüysüz  adlı faşist katil’in canı sıkıldıkca, devrimci öldürdügü gibi”...

Ben, ACİLCİLER tarihinin  içersinde yer almış, devrim ve sosyalizm davasına emek vermiş,mücadele içersinde dogru  yada yanlışlar yapmış ama, doğru olduguna inanarak, elinden geldigince ve tüm samimiyetiyle çaba sarfetmiş tüm yoldaşların bildiklerini yazmalarından yanayım. “ bunları herkes biliyor, bu adamı meşhur ediyorsunuz” diye sessiz kalmanın dogru olmadıgına inanıyorum. Devrim ve sosyalizm mücadelesi, bizimle başlamadığı gibi, bizimle de bitmiş degil. Gelecek kuşakların, geçmiş dönemin yaşanmışlıklarından ders alarak yollarına daha emin adımlarla yürümesi,kim’lerle sırt sırta vereceklerinin bilinciyle hareket etmeleri açısında önemli olduguna inanıyorum. Kimbilir belki de, bir daha Ali’ler, Nebil’ler, Sami’ler, Yusuf’lar böyle kolay kolay katledilemez. “ Zevk” için, sosyalizm militanlarına işkence ederek öldürmeye kimse cesaret edemez. Ve hiç kimse,binlerce ınsanın “kanı” pahasına yarattıgı degerlerinin üzerinde bu kadar rahat ve pervasızca tepinemez. Bir gün yaptıklarının hesabının sorulabileceğini, bugünkü örneklerinden  hatırlar da, ihanet etmeden önce bir degil, bin kez düşünür...

İbrahim Yalçın 

 

Benim notum: İyi, iyi… Zamanla neler öğreniyoruz… 1977 Ağustos yakalanması nasıl oldu, bilinmeyen ayrıntısı kalmadı. Ama 1978 Mart yakalanması hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Az buçuk bildiğimiz şeyler de yanlışmış. Burgaz, Mihrac’tan birkaç gün sonra yakalanıyor. 1978 Mart’ında polis örgütün bir ucundan girdi öbür ucundan çıktı. Bu nasıl oldu? Ne 30 yıl öncesinde ne de bugüne kadar bu konuda pek bir şey öğrenemedik. Şimdi bir yerden başlandı, umarım yavaş da olsa ilerler.

Mustafa yazımdan olmayacak bir anlam çıkarmış: Ben kendisinin Mihrac için itirafçı dediğini söylemedim. Olaylar birbirine bağlanıyor ve bu temelden hareketle MİHRAC URAL İTİRAFÇIDIR dedim.

Mustafa’nın kendisinin söylemesine gerek yok, anlattıkları en azından Mihrac’ın “ser verdim sır vermedim” diyerek yalan söylediğini gösteriyor. Poliste ser verip sır vermemiş devrimciler, polisle hiçbir şekilde diyaloğa girmezler. O sırada gözaltında olan başka kişilerin, zararsız bir konuda da olsa, ifadelerini düzeltmesini, zararsız da olsa bir konuyu kabul etmesini istemezler. Bunu istemek, polisle arada diyalog olduğunu gösterir. Mustafa polisin istediği bir şeyi kabul etmiyor. Bunun için kendisine işkence yapılıyor. Polis, Mihrac’ı getiriyor ve o da “kabul et, önemli değil” diye bağırıyor.

Burada önemli olan, kabul edilmesi istenilenin önemli olup olmaması değil, Mihrac’ın polis tarafından direnen bir kişinin başına getirilmesi ve onun da Mustafa’dan istenileni kabul etmesini –kendisi büyük yönetici olduğu için olsa gerek- bağırarak istemesidir.

Bunun ne demek olduğunu, bu kişinin polisle ilişkisinin arka planının ne olduğunu, sorgu sürecini yaşamış herkes bilir.

Fazlasını söylemen de gerekmiyordu Mustafa… Bu kadarı yeter…

Engin Erkiner